Fehmi Çalmuk

Ezanı Bilal okur, hutbeyi Hakan!

Fehmi Çalmuk

umhur İttifakı kurulurken kaleme aldığım “Mücahit Başbuğ” kitabında, Kızıl Elma’nın kurt almış çocuklarından bahsetmiş ve Yüksek Seçim Kurulu’na AK Parti, MHP ve Büyük Birlik Partisi’nin verdiği seçim bildirgesinde, davalarının "İlay-ı Kelimetullah" davası olduğunu yazmıştım.

Şimdilerde Keçiören Belediye Başkanı Dr. Mesut Özarslan doğru söylüyor: "Dava insanlık davasıdır; Nizam-ı Alem, İlay-ı Kelimetullah davası davamızdır." Bu çıkış, gecikmiş olsa bile Cumhur İttifakı lehine safları pekiştirme çalışmalarından biridir. Peki, Mesut Özarslan yalnız mıdır? Onun arkasından belediye başkanları ve eski siyasiler de birer birer Cumhur İttifakı’na katılma sinyalleri veriyor.

Çeşitli partilerin birbirlerine yaptıkları ziyaretlerin hızlanması ve yapılan açıklamalar, birçok siyasi partinin baskın bir seçimde yeni yol arayışlarını ortaya koyuyor. Bu partiler arasında Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın bir açıklaması dikkatimi çekti: "Milli Görüş kökenli partilerin bir araya gelmesinin ciddi bir alternatif, ciddi bir sinerji oluşturacağını düşünüyoruz." Fatih Erbakan’ın bu sözlerle kastettiği siyasi partiler; Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’dir. Milli Görüş bir blok olarak hareket ederken, 91 seçimlerine benzer bir şekilde yanlarına İYİ Parti’yi veya onun oluşturacağı bloğu almak istiyor. Elbette Milli Görüş kökenli partiler arasında İYİ Parti’yi "anahtar parti" saymıyor; Fatih Erbakan’ın kastı kendisinin de içinde bulunduğu dört partidir.

Peki, Milli Görüşçülerin ana omurgayı oluşturduğu AK Parti ne yapacak? Yani seçimde Milli Görüş kökenli partiler, yine Milli Görüş kökenli AK Parti’ye karşı mı mücadele edecek? Bunun pratikte ne kadar karşılığı olduğunu siz düşünün... Aldığımız bilgilere göre Fatih Erbakan’ın seçim ittifakına ilişkin ortaya koyduğu en önemli ön şart, kendisinin Cumhurbaşkanı adayı olmasıdır.

Erbakan şu anda İstanbul Milletvekili. Erken veya zamanında yapılacak bir seçimde, bu ittifakın adayı olarak muhtemelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a karşı yarışacak. Burada hesap ettikleri; AK Parti’ye kızgın ve küskün oyların alternatif bir adayda toplanmasıdır. Elbette doğumunun 100. yılında Necmettin Erbakan’ın oğlunun aday olmasının toplum üzerinde psikolojik bir etki yapacağı düşünülüyor.

Ya sonra? Siyasette "Sonrayı düşünen kahraman olamaz" denir ama seçim sonrasını da hesap etmek gerekmez mi? Fatih Erbakan seçimi kaybettiği takdirde TBMM dışında kalacak, yani milletvekili olamayacak. İttifak yaptığı partilerin genel başkanlarının —Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nu kastediyorum— kendilerini uzun bir süre nadasa bıraktıktan sonra yeniden Meclis’e dönmeleri, Mahmut Arıkan’ın milletvekilliğine devam etmesi; Yeniden Refah’ın, milletvekili olmayan bir genel başkan tarafından yönetilmesini sağlayacak. Zaten parti içinde şimdiden Fatih Erbakan sonrasına ilişkin ilginç hazırlıklar var.

Acaba Erbakan’ın adaylık konusundaki kararlılığı, bu hesap kitap içinde yer alan bir planın parçası mı? Eniştesi Mehmet Altınöz ile arasının iyi olmadığı, evini İstanbul’a taşıdığı ve yalıda yaşadığı dile getirilen Erbakan’ın; genç yaşına rağmen siyasette "yorgunluk" vesilesi kılınarak, seçimi kaybetmiş bir genel başkan olarak dinlenmeye çekilmesi tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Öte yandan İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun bir süredir milliyetçilik ekseni üzerinden muhafazakâr ve merkez sağa ilişkin yaptığı açıklamalar, AK Parti iktidarının oluşturduğu düşünülen o boşluğu doldurmaya yöneliktir. Peşinde olunan ittifak ise "91 Ruhu"dur: Milli Görüşçülerin oluşturduğu bir blok, milliyetçilerin oluşturduğu bir blok ve buraya merkez sağı temsil edenlerin katılması... Böylece AK Parti’nin ve dolayısıyla CHP’nin karşısına yeni bir blok halinde çıkacaklar. Son genel seçimde CHP ile ittifak yapan "Milli Görüş" kökenli partilerin, Kemal Kılıçdaroğlu’nun oylarını ne kadar artırdığı halen müphemiyetini koruyor. Bu yeni sinerjinin Erdoğan’ın ekmeğine yağ süreceği de iddialar arasında.

Peki, AK Parti’de ne oluyor? 1 Ocak’taki Filistin mitingi ile etkin olan ve siyasi demeçleri ile dikkat çeken Bilal Erdoğan, şimdi var olanı dinleme, görme ve yankıları hesap etme sürecinde. Necmettin Bilal Erdoğan’ı AK Parti’nin başına getirme formülünden vazgeçildiğini düşünmüyorum. Toplum bu alanda test edildi, taban gözden geçirildi, eleştiriler analiz edildi.

Partili Cumhurbaşkanlığı modeline baştan bu yana itiraz edenlerin başında merhum Oğuzhan Asiltürk geliyordu. Hatta Erdoğan ile yaptığı bir görüşmede konuyu açtığını, Erdoğan’ın bir süre sonra bu modele veda edeceğini ve bu karara mecburiyetten vardığını anlatmıştı. Aynı minvalde düşünen bir diğer isim de MHP Lideri Devlet Bahçeli idi. Şimdi değişim zamanı geldiğinde; toplumun nabzı tutulmuş, ölçülmüş, sadece gereğinin yapılması kalmıştır.

Hani, "Ne olacak Fehmi, topu yuvarlama" derseniz, açıkça söyleyeyim:

 Ezanı Bilal okur, hutbeyi Hakan! 

İslami terminolojiye hâkim olanlar ne demek istediğimi çok iyi anlamışlardır. Hutbe, Cumanın farzlarından olmasının yanında, içinde siyasetin de bulunduğu toplumsal bir irade beyanıdır. Erdoğan, kazanmaya odaklı bir siyasi gelenek olarak başarıyı sürdürmek isteyecektir. Eğer kendi adaylığı hukuki bir engele takılırsa, kazanacak ata oynamak, Türk İslami siyaset geleneğinin 1974 koalisyonundan bu yana gelen Makyavelist tartışmalarının içinde bulur kendisini.

AK Parti içindeki asıl sorun Bilal Erdoğan’ın öne çıkması değil; onun yönetiminde oluşacak partinin iskeletidir. Kurmay kadrosunun kimlerden oluşacağı önemlidir. Bu yüzden şu anda görünürde olmayan, kendisini nadasa çekmiş bazı siyasilerin Bilal Erdoğan’ın yanı başında saf tutma çabaları gözden kaçmıyor.

Velhasıl sevgili dostlar; iktidar ve muhalefet gece ile gündüz gibi birbirini kolluyor, birbirine göre strateji geliştiriyor. Ama şu unutulmamalı: AK Parti’nin 25 yıllık iktidarına baktığımızda, Erdoğan’ın yalnızca AK Parti’yi değil, kendi hinterlandındaki partileri, hatta CHP’deki yönetimi bile yönlendirme kabiliyeti var. Siyasette şu aralar her yol Recep Tayyip Erdoğan’a çıkıyor.

Yazarın Diğer Yazıları