Fehmi Çalmuk

Devletin Hafızası Hakan Fidan'ın 'Yalnızlık' Mesajı

Fehmi Çalmuk

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın NTV ekranlarında yaptığı açıklamalar, Türkiye’nin terörle mücadelesinde ve "Terörsüz Türkiye" idealinde kimin nerede durduğunu gösteren bir turnusol kâğıdı niteliğinde. Fidan, mülakatın en başında o meşhur şerhini düşüyor: 

"Ben siyasetçiyim ama bir de devlete bakan yönümüz var."

Bu cümle, aslında bir uyarı. 

Duygularla veya anlık siyasi rüzgarlarla değil; veriyle, istihbaratla ve devletin soğukkanlı aklıyla konuştuğunun altını çiziyor. Sunucunun, YPG konusundaki sert çıkışları nedeniyle "yalnız kaldığına" dair sorusuna verdiği yanıt ise hem sitemkâr hem de özgüven dolu: "Benden bu veri çıkıyor, aynı özelliklere, aynı geçmişe sahip insanlardan da aynı veri çıkıyor. Ben bunu söylemezsem görevimi yapmamış olurum."

"Ben Cumhurbaşkanımızın Zihnini Biliyorum"

Bakan Fidan, kendisini eleştiren, hatta bir dönem "görevden alın" çağrıları yapan çevrelere karşı kalkanını "devlet disiplini" ile kuruyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile olan mesaisine atıf yaparak, "O kadar hassas konularda direktif aldık, çalıştık; zihnini biliyorum. Terör karşısında nerede durduğunu biliyorum," diyor. Bu, aslında siyasetin sığ sularında fırtına koparanlara verilen bir "merkez" yanıtıdır.

Ancak en can alıcı nokta, mülakatın satır aralarında gizli olan o insani ve siyasi hayal kırıklığı. Fidan, terörün sadece sınır içinde bitmesinin yetmeyeceğini, KCK altındaki tüm bileşenlerin illegaliteden çıkması gerektiğini savunurken, "bize yakın" dediği insanların bile bu söylemi çarpıttığını anlatıyor:

"Sanki terörü ben yapıyormuşum gibi moral değerlerle üstümüze gelmeler oldu. Maalesef bize yakın bazı insanların da bunu alıp bize geldiğini gördük."

Bir Ahmed Arif Portresi: Dost Yüzlü, Dost Gülücüklü...

Fidan’ın bu "yalnızlık" ama aslında "dik duruş" hikâyesini okurken, insanın zihnine usta şair Ahmed Arif’in o meşhur dizeleri düşüyor. Fidan’ın "yakınımızdakiler bile üstümüze geldi" dediği tablo, sanki şu mısraların güncel bir izdüşümü:

"Dört yanım puşt zulası, Dost yüzlü, Dost gülücüklü Cıgaramdan yanar. Alnım öperler, Suskun, hayın, çıyansı. Dört yanım puşt zulası, Dönerim dönerim çıkmaz."

Bakan Fidan, bu "puşt zulaları" arasından devletin verisine tutunarak çıkıyor. Halkın "iyi habere inanma" arzusunu anladığını ama bir devlet adamı olarak "analiz ve gerçeklik" koymak zorunda olduğunu hatırlatıyor.

Velhasılı; Hakan Fidan aslında şunu söylüyor: Popülist söylemler geçicidir, halkın duymak istediği "bitti" nakaratları hoştur; ama devletin bekası, sınırın ötesindeki on binlerce silahlı unsuru ve onların niyetini görmezden gelerek korunmaz.

O, kendini yalnız hissetmiyor. Çünkü biliyor ki; hakikat, gürültü dindiğinde geriye kalan tek şeydir.

İşte O konuşmanın deşifresi: 

SUNUCU- Suriye'deki YPG varlığı konusunda geçtiğimiz aylarda yaptığınız açıklamalar nedeniyle bazı kesimlerden sert eleştiriler aldınız; içeride ve dışarıda yalnız kaldığınız da oldu bu konuda. YPG hakkındaki söylemleriniz çok sert bulundu. Sonuçta halihazırda yürüyen bir "Terörsüz Türkiye" süreci vardı ve o sürecin önündeki en büyük soru işareti gibi duruyordu Suriye'deki bu "SDG" varlığı, haliyle YPG varlığı. Şimdi baktığımızda gelinen noktada, o gün size tepki gösterenler bugün hak veriyor, bunu görüyoruz. Tabii bugün konuşmak ya da yorum yapmak, süreci yorumlamak kolay ama daha o günlerde, yani "SDG" Suriye'nin üçte birini kontrol altında tutarken, Irak'ın hemen hemen bütün sınırını kontrol altında tutarken siz sahada kamuoyu genelinden ne gördünüz de o yorumları yaptınız ya da o uyarıları yaptınız?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- Şimdi şöyle: Ben siyasetçi olarak kamuoyundan gelen tepkilere bakmakla yükümlüyüm. Ama bir de devlete bakan yönümüz var; yani oradaki tehdide ilişkin profesyonel verileri değerlendirmekle yükümlüyüm. Bakın, örgütle yıllardır mücadele ediyoruz; bütün yöneticileriyle yıllarca konuşmuşum, en tepesindekilerden en ortadakilerine... Ve kesintisiz herhalde sistem içerisinde, bütün güvenlik teşkilatlarına baktığınızda bu kadar uzun süre kesintisiz konuya odaklanan bir-iki kişiden biriyim. Benden bu veri çıkıyor; aynı özelliklere, aynı geçmişe, aynı yoğunlaşmaya, aynı veriye sahip insanlardan da aynı veri çıkıyor. Şimdi burada eğer ben bunu söylemezsem bu devlete, bu millete, bu siyasete ilişkin görevimi yapmamış olurum.

SUNUCU- Neydi o veri?

DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN- O veriyi söyledim. Şimdi baştan beri sizin "Yalnız kaldınız" dediğiniz yer; benim konuya ilişkin yoğunlaşmadaki o yalnız kalışımızdan dolayı zaten o veri ortaya çıkıyor. Yani aynı yoğunlaşmayı yaşayan herkes aynı şeyi söyler. Olayın siyasi, istihbari, askeri, diğer uluslararası ilişkilere ilişkin bütün boyutlarını bilen... Liderlik bir şey dediği zaman aşağıdaki adam ne anlıyor? Öcalan aslında "A" derken Kandil onun ne manaya geldiğini ne biliyor? Yani her dediği burada literal mi anlaşılıyor, anlaşılmıyor mu? Bu kadar teknik detaydan birçok stratejik konuya kadar her şeyi bir araya getirdikten sonra ancak bir şeyleri söylemeniz lazım.

Ama ben size bir şey söyleyeyim; en baştaki temel bizim uyarı alanımız, bir defa "Terörsüz Türkiye" ile ilgili temel varsayımların yerli yerine oturtulması gerekiyordu. Yani "Türkiye'de terör eyleminde bulunmayacağım" diyerek "Terörsüz Türkiye"ye erişmiyorsunuz. Örgütün sınırın öbür tarafında on binlerce silahlandırdığı insan dururken ve buradaki niyetinden vazgeçmemişken size karşı, sizin burada terörsüz kalacağınıza inanmanız kendi kendinizi kandırmak olur. Biz onun için dedik ki: Sadece PKK değil, KCK'nın altındaki bütün bileşenlerin illegaliteden çıkması gerekiyor. "Terörsüz Türkiye", "terörsüz bölge" olarak daha sonra biliyorsunuz genişletildi, ifade edildi. Bu aslında hem Kürtlerin hem bölgenin hem herkesin lehine olan bir konu. Adı üstünde; terör, illegalite, silah ve kandan bahsediyoruz. Şimdi birilerinin çıkıp biz bunu söyledikçe -yani terör bitsin, illegalite bitsin, legaliteye geçelim dedikçe- sanki terörü ben yapıyormuşum gibi, insanları ben öldürüyormuşum gibi moral değerlerle üstümüze gelmeler oldu. Anlatımı, söylemi direkt tersine çeviren çevreler oldu. Maalesef bize yakın bazı insanların da bunu alıp bize geldiğini gördük. Ama ben Cumhurbaşkanımızın durduğu yeri biliyorum yıllardır. O kadar hassas konularda ve operasyonlarda kendisinden direktif aldık, çalıştık; yani zihnini biliyorum. Terör karşısında Türkiye'nin maslahatı ve menfaati karşısında nerede durduğunu biliyorum. Şimdi bütün bunları bilirken doğru olanı burada söylememek, görevimizi yapmamak olurdu. Herkes gördüğü kadarıyla, bildiği kadarıyla hani mecburen bir şey ifade etmek zorunda.

Bir de halkımızın şöyle tabii ki bir özelliği de oluyor: Bize söylenen bir şeye inanmak istiyoruz, iyi olan bir şeye. "Terör bitti" diyor adam; "Bitti, ne kadar güzel hemen bitti." Burada keşke... Biz buna inanmak istiyoruz ama bunun arkasına veri koymanız gerekiyor, bilgi koymanız gerekiyor, analiz koymanız gerekiyor. Bu kadar denklemi olan, realitesi olan, varlığı olan bir yapı bu şekilde olur mu; ona bakmak gerekiyor. Dolayısıyla onlar bizim görevimizdi, şimdi de görevimizi yapmaya devam edeceğiz. O konuda ben açıkçası kendimi çok yalnız da hissetmedim. Sadece şey dedim; "Benim bildiklerimi bilselerdi bunlar da aynısını söylerlerdi" diye her zaman için kendi kendime telkinde bulundum ve bilenler de aynı şeyi söylüyorlar zaten, o konuda hiçbir farkımız yok. Ama bazen tabii kamuoyundaki değişik psikolojik algılamalar, baskılamalar, yönlendirmeler, insanların bildiklerini söylemelerini de engelliyor. Ama benim öyle bir alışkanlığım hiçbir zaman için olmadı; bu millete karşı bizim bir sorumluluğumuz var, biz bunun için büyütüldük. Başka ne zaman konuşacağız, ne zaman söyleyeceğiz?

Yazarın Diğer Yazıları