Milli Görüşçü Senin Evin Barkın Yok mu ?

genel yayın yönetmenimiz Fehmi Çalmuk'un sos ses getiren ' geri dönüşüm kutusu olmanın dayanılmaz hafifliği' yazısı

Son ayların en popüler dizisindeki bir müzik parçasının sözleri milletin dilinde:

-Dilber, senin evin barkın yok mu ?

-Yok…

Vay, vay !...

Şimdi bugünkü analiz konumuzun muhataplarına da şöyle sorsak:

-Milli Görüşçü senin evin barkın yok mu ?

-Ne diyecek ?: Yok mu ?, Var mı ?

Bugün Milli Görüş davasıyla  yolu keşişmiş, buluşmuş, yetişmiş insanların partilerine bakacağız. “Aşkına Aşık Oldum” romanında şöyle bir cümle yazmıştım:

-Sen baktın, benim zindamı gördün…

Biz bugün görelim isterim. 

Erbakan’ın Attığı Kazık

Geçen seçimden bu yana yazıyor, söylüyorum. 14 Mayıs, 28 Mayıs seçimlerinin göz ardı edilen, görmezlikten gelinen güç; “Milli Görüş”tür… Hani  Siyasal İslam dedikleri, bizim ısrarla İslami siyaset dediğimiz devrimci güç…

Bu dairenin içine  Ak Parti’yi Saadet’i, Yeniden Refah’ı, Gelecek ve Deva’yı dahil edebilirsiniz…Saadet ve Yeniden Refah dışındaki partiler ağızlarına Milli Görüş’ü almasalar bile kadrolarının müktesebatı bu gelenektir. Evet “siyasi terbiye modeli olarak partileri kapatılmış” olsa da bu gelenek; 2001’den bu yana bölüne bölüne bu hale gelmiş, ancak etkisini, manyetik alanını sürdürmektedir. Merhum Başbakan Mesut Yılmaz’ın cennetmekan Erbakan Hocam için dediği “Cumhuriyet rejimine öyle bir kazık attı ki” ifadelerinde karşılığını bulmaktadır. Mesut Yılmaz, iktidarında Kültür Bakanlığı yapan siyasetçiye şöyle söylemişti:

”Sayın Güner boşuna uğraşama, yarışamazsın… Erbakan, Cumhuriyet’in temellerine öyle bir atmış ki devlet dairelerinin hepsinin altında mescit var. Yolları altın ile kaplasanız Erbakan’ın bu kazığını çıkaramaz, ondan daha öte hizmet yapamazsın”

Hal böyle iken onun yoluna revan olduğu ulu bir dava var ortada da  bir de ”Kuş dili” hesabı söylediği “Milli Görüş, Adil Düzen” mirası… Ancak mirasçılarında sıkıntı büyük. Üzülerek belirtmek gerekirse FETÖ adım adıma markajla bu mirasın peşinde bazı isimler ile içinde,  söz ve davranışlarla da eylemdedir. Bu işin üzerinde durmak kadroları bir başta aşağıya süzmek gerekir.

İşin doğrusu eskilerin dediği gibi “cinler çarpacak adam bulamazsa birbirini çarpar” Milli Görüş partileri şimdi birbirini çarpmaya daha şiddetlice devam edecek.

Ancak Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi ile ilgili bugün yazacağım analizden sonra uzun süre bir şey yazmayı planlamıyorum.

Yazılarımdan alınanlar beni “cehennemlik olmakla” suçlayanlar oldu.

Bilinmesini isterim ki çocuk yaşta elimden tutan beni yönlendiren, himaye eden şekillendiren cennetmekan Erbakan Hocam’ın yol arkadaşlarını, arkadaşlarımı dostlarımı abilerimi seviyorum. Cennetmekan “Bana Hak ve hakikati söylemekten, yazmaktan geri durma” dediği için yazıyorum, anlatıyorum. Cennetmekan Erbakan Hocam’a sözüm, ahdim var.  Yüreğimin sızısı var, aklımın öfkesi var.

SAADET’İN KALKIP VE DİRİLMEYE HALİ  VAR MI ?

Saadet Partisi son seçimlerden bu yana  TBMM’de grup kurmasına karşın CHP ile ittifak yapması yükünün altından kalkamadı. Bu aday belirlemede ortaya çıktı. Birçok il, ilçe ve beldede aday bulmakta zorluklar çekildi. İlçe başkanı, kadın kolları başkanları bile aday tanıtım toplantılarında kürsüye çıkartılarak maslahat kurtarılmaya çalışıldı. Bir çok ilde teşkilatlarda büyük bir travma var. Halen “Mücahit Kılıçdaroğlu” sloganının altında eziliyorlar. Siyaseten TBMM’de temsil edilmek bir siyasi parti için amaç ise Saadet Partisi siyaseten kazançlı ve başarılıdır. 10 Milletvekili kazanmıştır. Ancak “Bir başkası olmaktan yorulan zihinler” yorgun bıkkındır.

Yerel seçimlerde Yeniden Refah Partisi’nin %3’e yaklaşan oyundan yüksek oy almaları hedef olarak konuldu. Bu bir psikolojik sınır. Ancak bu nasıl olacaktır? AK Parti’ye kızmış, ayrılmış kadroları parti kadrolarına dahil etme şansı bu seçimde Yeniden Refah Partisi’ne kaptırılmıştır. İktidarın alternatifi olmak varken ikame parti gibi veya Yeniden Refah’ın yaptığı gibi “AK Parti’nin geri dönüşüm kutusu” olma şansı ortada olmadığı için Ak Parti’ye de Yeniden Refah ile de mücadele edilecektir.

Partide kongre dönemi başladı. Seçimden sonra Temel Karamollaoğlu’nun sağlık sorunlarını da gerekçe göstererek ayrılma isteği şimdilik Recai Kutan tarafından bloke ediliyor. Recai Bey şu anda partinin görünmeyen lideri konumunda. Partinin geçen dönem Konya Milletvekilliğini yapan, Gençlik kolları başkanı Abdülkadir Karaduman’ı koruma altına alarak başkanı olduğu ESAM’da görevlendirdi. Kimseye yedirmedi, nadasa bıraktı.

Karamollaoğlu ise geçenlerde Haymana Mutabakatı’nda aktif rol alan ve Saadet yönetiminin Kılıçdaroğlu ısrarı karşısında tabanı oy vermemeye ikna edenlerin başında yer alan lider adaylarından İlyas Tongüç ile uzun bir aradan sonra hasbihal görüşmesi yaptı. Yine Haymana Mutabakatı’nın lideri konumunda Cansu Derneği Başkanı Mustafa Köylü ile görüştü. Umre dönüşü rahatsızlanmasından dolayısıyla önümüzde ki günlerde ziyaret edecek. Bunlar bile Saadet’in liderlik anlayışının “toparlanma” niyetini gösteriyor.

Bir de emaneti emin ellere teslim etme konusunda irade beyanı var. Partinin Ankara il başkalığına ise Milli Görüş hareketinin yıllardır güvenilir “Kasa eminliği” yapan Adnan Simit getirildi.

Ancak parti içinde Temel Bey’e de Recai Bey’e karşı bir hizipleşme var. Bu hizipleşmenin başını merhum Hasan Bitmez çekiyordu. Hedefinde ise partinin İstanbul Belediye Başkan Adayı Birol Aydın’ı genel başkan seçtirmek vardı. Halen İstanbul Milletvekili olan Birol Aydın hitabetiyle, sokak siyasetiyle adım adım bu hedefe doğru yürüyor.

Şunu belirtmekte fayda var: Saadet’in geleceğini Anadolu Gençlik Derneği kadroları belirleyecek. Belirleyemez ise parti Ahmet Davutoğlu’nun genel başkanlığına doğru gidiyor. Çünkü Gelecek Partisi’nin genel seçim ve yerel seçim hesaplaşması Saadet’ten daha ağır olacağa benziyor. Burada unutulmaması gereken Milli Görüş partisine paraşütle gelmek daha önceki dönemlerde görüldüğü gibi “doku uyuşmazlığına” neden olacağı için “bünye kusması” da yaşatabilir. Bunun başında ise Milli Görüş geleneğinin siyasal İslam’a dönüşme riski var. Bir süredir Saadet tabanına yönelik İslami grupların bir baskılama çalışması yaşanıyordu. Buna bir örnek vermek gerekirse Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olarak desteklenmesini en çok teşvik eden ve bu konuda parti yönetimini tebrik edenlerin başında seçim sonrası  başka ülkeye atanan İran’ın Ankara Büyükelçisi geliyordu. 

Saadet kalkmak ve dirilmek için yol arıyor, yol açmaya çalışıyor.

YENİDEN REFAH, ERBAKAN RUHU

Yeniden Refah Partisi’nin durumunu ise maddeler halinde ele almakta fayda var.

-Yeniden Refah gerçek manada 1990'ların Refah Partisi  olmak istiyor. Olabilir mi ? Tecrübeler onu gösteriyor ki olamaz. Çünkü tarih ileriye doğru akar geriye doğru değil. Bu güne kadar DP, DYP, ANAP adında bir çok parti kuruldu hiçbirisi eski partilerin yerini tutamadı. Halk değimiyle köprünün altından çok sular aktı ve taban büyük ölçüde mutasyona uğradı.

-Fatih Erbakan genç bir genel başkan. Ancak halk onu “Erbakan’ın uşağı” diye seviyor ve destekliyor. Ondaki her miras her baba oğula nasip olmaz. Erbakan, o Erbakan değil. Çünkü Necmettin Erbakan siyasetçi olmadan önce akademik olarak kendini ispatlamış ve dünyaca kabul görmüş bir isimdi. Fatih Erbakan'ın “Erbakan'ın oğlu olma dışında hiçbir ayrıt edici özelliği yok ve bu güne kadar akademik, bürokratik, entellektüel hiçbir alanda kendini ispatlamış değil hatta göstermiş/fark ettirmiş bile değil”  diye ağır haksız eleştireler yapılıyordu.

Son seçimde milletvekili oldu ve arkadaşlarıyla TBMM’ye girdi. Bu çok önemli bir başarı. Ancak bu başarının meyvelerini toplamak için zamana ihtiyaç vardı. Acele davranmanın ağır faturası olabilir ki parti içinde bu sözleri söyleyen ve dillendirenler bulunuyor.

Partinin ağır topu şöyle diyor:

“Son seçimde aldığımız oylar emanet oylar. Ak Parti’den, Saadet tabanından hatta MHP’den geldi. Cumhur ittifakından gelen oylar kırgınlığın Saadet’ten gelen oylar kızgınlık sonucu… Acele edip tek başımıza girmenin faturasını iyi analiz etmemiz gerekir. Evdeki bulgurdan olmayalım.”

-Türkiye'de sağ ve soldan umudunu kesmiş kesimler ile 1970'den beri güçlenen bir İslami damar vardı.1980-90'lı yıllarda tüm dünyada bir yandan yükselen İslamcılık da vardı. Refah Partisi bu dalganın üzerine oturdu. Başardı. Bugünkü konjonktür böyle değil. İdeolojik  bağlığa format atıldı, bazı değerler resetlendi. Anti emperyalist damar zayıfladı. Uyum derken uysallaşan, uysallaşırken dünyevileşen hatta seküler hale sokulmaya çalışılan bir toplumsal taban dizayn edilmeye çalışılıyor.

-Refah Partisi sistem eleştirisi yapan ve aslında Türkiye'nin batılı manada gerçek ilk sosyal demokrat partisi idi. Varoşların, Kürtlerin, anadolu sermayesinin yani dinamik ve baskı altındaki kesimlerin temsilcisi ve sözcüsü oldu.

Yeniden Refah ise daha çok AK Parti'de yer bulamamış siyasi aktörlerin sığınağı durumunda. Bundan dolayı bu seçimlerde “geri dönüşüm kutusu” görevi yapıyor. Kişi üzerine bina edilmiş bir muhalefet dizayn ediliyor. Bir de  buna “köprüyü geçerken partiye sığınanların” Erdoğan öfkesi var ki  bunların hepsi Yeniden Refah’a, Fatih Erdoğan’a ciro edilldi.

-Refah Partisi dönemin ruhuna uygun slogan ve söylem ürettiği gibi ülkenin gerçek sorunlarına da değiniyordu. Erbakan geniş halk kitlelerinin, emek yoğun ilişkilerin, alın terinin, sömürü düzeninin karşısına kimi gün fileler ile, kimi gün adil düzen konferanslarındaki karikatürler ile kimi gün Müslüman ve Kürt olduğu için zulmedilenlerin meydanlarda yumruğu oldu.

Yeniden REFAH ise aşı, sokak köpekleri, dirift siyaseti yapıyor. LGBT gibi İslami kesim dışında çok da toplumsal sorun olarak görülmeyen daha çok karikatürlük meselelerle öne çıkmaktadır.

Mesela Türkiye'de demokrasi, hukuk devleti, adalet sistemi, orta gelir tuzağı, Bölücü Kürt meselesi, eğitim sorunu, emeklilik sistemi gibi temel ve varoluşsal sorunlarla ilgili makul, makbul ve tartışılabilir hiçbir şey demiyor.

-Refah Partisi operasyon partisi değildi bizzat operasyon yapan partiydi.

Yeniden Refah ise Saadet Partisi gibi ülke içi ve dışı aktörlerin Recep Tayyip Erdoğan'a karşı bir operatif aracına doğru evrilmektedir ki bu konuda İYİ Parti'den daha şanslı olma ihtimali de düşüktür. Bu seçimde bunu daha göreceğiz.

-Refah Partisi 80 yıllık Kemalist dönemin eleştirisi ve alternatifi olarak ortaya çıkmıştı.

Yeniden Refah ise çeyrek asırlık AK Parti iktidarının eleştirisi ve alternatifi olmak yerine daha çok 1970'lı yıllardaki söylem ve sloganlarla ortaya çıkmıştır. AK Parti'den sonraki partinin AK Parti'nin gerisinde kalması mümkün değildir.

-İslamcılık küresel anlamda zemin kaybederken, siyaset giderek kimlik temelli olmaktan çıkarken ve bir bütün olarak Türkiye'de din-dindarlık tartışmaları da sükunete ermişken “ben daha dindarım ben samimi dindarım” diyerek siyaset yapma imkanı olmadığı gibi kimse bu konuda Recep Tayyip Erdoğan ile rekabet de edemez durumda değil mi?

Sonuçta Yeniden Refah Partisi bu seçimlerde belki AK Parti'nin yanlışları ve küskünleri yüzünde % 5 hatta % 7 oy bile alabilir. Ancak gelinen nokta Yeniden Refah Partisi’ni AK Parti'nin geri dönüşüm kutusunu olmaktan çıkaramayacak. Siyaseten baktığınızda bu durum partinin seçmen gözünde “ciddiye alınmama” riskini taşır ki bu kurumsallığını tamamlayamamış bir parti açısından bu da “mevsimlik aşklara” benzer.

Baştaki soruyu tekrar soralım mı ?

-Milli Görüşçü senin evin barkın yok mu ?

“Var” diyorsan evini barkını düzeltmeye bak sen... Seçmen kavgalı evden kız almaz, damadı da evine sokmaz.

Bakmadan Geçme