Kılıçdaroğlu: Dokunulmazlıklarımızı kaldırmazsanız namertsiniz

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu, İYİ Partili Lütfü Türkkan ve CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır'ın dokunulmazlıklarının kaldırılması talebiyle yapılacak olan yarınki görüşmeye tepki gösterdi. CHP Genel Başkanı, 'CHP'nin milletvekillerinin, ben dahil dokunulmazlıklarını kaldırmazsanız namertsiniz' dedi.

PAYLAŞ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

*"Önümüzdeki seçimler bu bağlamda önemli seçimler. Demokrasiye inanıyorsak düşünce özgürlüğüne de inanacağız. Siyasal partilerin kapatılması askeri dönemlere ait bir gelenektir. Artık demokrasilerde siyasal partiler kapatılmaz. Partileri kapatıp, hazine yardımını kesmek gibi demokrasi dışı uygulamaları asla kabul etmiyoruz, doğru bulmuyoruz. Yaşasın demokrasi, yaşasın Türkiye Cumhuriyeti.

*Öyle bir noktaya geldik ki tehdit ediyorlar. Gücü elinde tutan tehdit etmeye başlıyor. 'Dokunulmazlığınızı kaldırırız' diyorlar. Ali Mahir Başarır ve Lütfü Türkkan. Açık ve net söylüyorum bizim, CHP'lilerin, milletvekillerinin ben dahil dokunulmazlıklarını kaldırmazsanız namertsiniz. Biz kul hakkı yemedik ki korkalım. Düşüncelerimizden ötürü mü yargılamak istiyorsanız, yargılayın. Yolsuzluk yapmadık ki korkalım, sizler gibi değiliz. Sizlere de benzemek istemiyoruz. Hesap verilecekse korkmayız. Parlamentonun geleneklerini ayaklar altına alıyorlar. Korkmuyoruz, korkmayacağız. İnandığımız yolda kararlılıkla yürüyeceğiz, yürüyeceğiz, yürüyeceğiz.

"SÖZDE GAZETECİLERİ DE BİLİYORUZ"

*Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Öncelikle kalemini satmayan, haber peşinde koşan, öğrendiği haberi doğrulatan, sonra bunu haberleştiren namuslu bütün gazetecilere hepimizin şükran borcu var. Onurlu bir gazeteci asla kalemini satmaz. Onuruyla haberini yapar. Bir baskıyla karşılaştığında da çekinmez ve ürkmez. Haberini bir gazeteci ideali içinde yazar ve kamuoyunu bilgilendirir. Gazetecilerin gerçek demokrasilerde dördüncü güç olarak algılanmasının temel felsefesi de budur. Ocak ayının gazeteciliğimiz açısından büyük acılar barındırdığını bilmenizi isterim. Metin Göktepe, Uğur Mumcu onlardan biriydi. Ahmet Taner Kışlalı, Hrant Dink onlardan biriydi. Bu gazetecilerimiz farklı tarihlerde ama birer ocak ayında katledildiler. Basın özgürlüğünün olmadığını, sansür uygulandığını biliyoruz, doğru haberlere yasak getirildiğinin farkındayız. Kalemini satan ama kendilerine gazeteci diyenleri de biliyoruz. Televizyonlara çıkıp AK Parti adına konuşan, kalemini satan, düşüncesini satan, aklını saraya kiralayan sözde gazetecileri de biliyoruz. Bu ülkeye demokrasi geldiğinde onlar televizyona çıkamayacaktır. Kalemini satmayan gazetecilerin günü kutlu olsun.

POLİS İNTİHARLARI TEPKİSİ

*Polislerimizin, jandarmamızın intiharına yol açan olayları biliyoruz. Bu konuda son derece yetkin araştırmacıların yaptıkları çalışmalar var. Ağır çalışma koşullarının ne olduğunu biliyoruz, fazla mesainin yeteri kadar verilmediğini biliyoruz. Bunların farkındayız, özlük haklarınızın ihlal edildiğini biliyoruz. İkinci şark zulmüne de asla izin vermeyeceğimizi bilmenizi istiyorum. Yazılı sınavda 90 alan bir polisimizin sözlü sınavda dayısı, torpili yok diye elenmesine asla ve asla izin vermeyeceğiz.

*Güvenlik güçlerimizin örgütlenmesine izin vereceğiz. Polisin intihar ettiği değil, emekli olduğu bir süreci başlatacağız. Uzman jandarma okullarında geçen sürenin hizmetten sayılmasını sağlayacağız. Bunu da Bay Kemal'in sözü olarak bir köşeye yazın. Sözleşmeli uzman çavuş olmaz, vatan savunmasının sözleşmesi olmaz. Tamamını kadrolu yapacağız. Astsubaylarımıza sesleniyorum, verdiğiniz adalet mücadelesini biliyorum. Bir olay var, bombayı imha et diye emir verene 8 tazminat ödeniyor, bombayı imha ederken şehit olan astsubaya tazminat verilmiyor. Bu garabeti kaldıracağız. Bay Kemal varsa adalet vardır, demokrasi vardır, insan hakları vardır, alın terine değer vardır.

*Devletin görevini biliyoruz. Kamu yönetiminin bir amacı var. Toplumda huzuru, güveni sağlamak. Eğer huzuru ve güveni sağlamazsanız o zaman toplum kutuplaşır, kamplaşır ve iç çatışmalara zemin hazırlayan bir ortama sürüklenir. Türkiye için en büyük risk şu anda budur. Sukunetimizi koruyacağız, vicdanımızın sesini dinleyeceğiz. Sandığa gittiğimiz zaman demokrasiden, insan haklarından yana bir anlayışla oyumuzu kullanacağız. Böylece saray sosyetesini, beşli çetelere artık bu ülkeden temizleyip atacağız.

*Elinizi vicdanınıza koyun ve düşün. Bu memlekette huzur var mı? Bu memlekette yarın sabah neye uyanacağımızı bilmiyoruz. 10 dakika sonra ne olacağını bilmiyoruz. Ekonomide, hayatta istikrar yok. İşsizlik almış başını gidiyor. İcra memurları giderek artıyor. Bütün bunlardan Türkiye'nin kurtulması lazım. Bunun için sağlıklı, tutarlı, aklı başında bir iktidarın olması lazım. Hakim dediğiniz kişi saraydan talimat bekliyorsa o gerçek anlamda hakim değildir. İradesini satmış, ipotek altına aldırmış kişidir. Saray'ın sofrasına oturan hakimin kararından fayda gelmez.

*Bütün bunları sağlıklı işleyen bir devlet mekanizmasıyla yerine getireceğiz. Kamu kurumunun da bir amacı var toplumda huzuru sağlamak. Eğer huzuru ve güveni sağlamazsanız o zaman toplum kutuplaşır ve iç çatışmalara zemin hazırlayan bir ortama sürüklenir. Türkiye için en büyük risk şu anda budur. Ne kadar büyük bir haksızlıkla zaman zaman karşı karşıya kaldığınızı biliyorum ama sükûnetimizi koruyacağız, bekleyeceğiz, sandığa gittiğimiz zaman demokrasiden, özgürlükten, insan haklarından yana, haksızlıklara karşı adaleti savunan bir anlayışla oyunuzu kullanacağız. Böylelikle saray ve şürekâsını artık bu ülkeden temizleyip atacağız.

ERDOĞAN'IN ALKIŞLANMASI

*Beyefendi Tank-Palet fabrikasına gitti bir sürü laf etti. Erdoğan bildiğimiz Erdoğan, sürekli küfür, iftira... Çünkü cumhurbaşkanlığının ne olduğunu bilmiyor. Mahalle kabadayısı gibi o makama oturulmaz. Maalesef, Erdoğan bildiğimiz Erdoğan. Öyle bir noktaya geldi ki zavallı kendi troll oldu. Devleti ne kadar çürüttüğünün göstergesi de dün yaşandı. Yalan, dolan, iftiralarını alkışlayan kurmay askerler. Biz CHP olarak bize düşeni cesurca yaptık, kan kusup kızılcık şerbeti içtik ama değişmeyi bildik ve başardık. Her değişim önce içeriden başlar sonra dışarıya taşar. İç reformlarımızı yapmaya başladık. Kolay olmadı bu dostlar, her taraftan şikayetler geldi. İnanın, hiç kolay olmadı ama önemli olan zoru başarmaktı, başardık. Şimdi CHP gerçek anlamda halkın partisidir. Biz böyle yaptık. Peki Erdoğan ne yaptı? Eleştirdiği her şeye şimdi bizzat kendisi dönüştü. Korkunç bir tiran oldu. Militarizmin savunucu oldu. Değişimin önüne büyük bir engel olarak çıktı. Dün beni siyasal olarak eleştirirken askerlere alkışlatır oldu. Askerlerin alkışlaması şahsen hiç umurumda değil ama devlet açısında büyük bir çürümenin göstergesidir bu. Etrafınıza siyaset koridorlarında kariyer devşiren askerler koyarsınız elinizde bol yıldızlı, apoletli Orta Doğu üniformaları kalır. Onun için komuta kademesi haddini bilsin, siyaset askerin işi değildir. Herkes haddini bilecek, bulunduğu makamın ne olduğunu anlayacak. Siyaset mi yapmak istiyorlar? Çıkarsınlar o üniformayı, hizalansınlar Erdoğan'ın yanına, Perinçek'e de takılsınlar beraber olsunlar.

Biz değiştik, biz halkın partisiyiz. Biz hangi yanlışları terk ettiysek, artık Saray tam odur. Kenan Evren kafasına geldi tamamı.

BAHÇELİ'YE 'SİNAN ATEŞ' YANITI

*Son sözüm Bahçeli'ye. Bugün çıkmış bağırıyor. Bağır Bahçeli bağır. Daha çok bağırırsın. Sinan Ateş bizim de evladımızdır. CHP'de ülkücü arkadaşlarımız var. Sinan Ateş onların kardeşi. CHP, şehidimizin hakkını savunacaktır. Bu benim CHP ülkücülerine karşı sorumluluğumdur.

Yanında cinayeti azmettiricileri barındırıyorsun, teslim edeceksin. Mafyayla fotoğraf vere vere yanındaki gençlere yanlış mesajlar verdin. Bir şehit var ortada, bu kan yerde kalmayacak. Kapısına gelen polislere hakaret eden azmettiricileri teslim edeceksin. Şimdi çık istediğin kadar bağır. Biz Sinan'ın kızlarına adaleti mutlaka ama mutlaka getireceğiz."

HABERİ PAYLAŞ:
BUNLARA DA BAKIN