Akşener eski ortaklarını yerden yere vurdu: Aziz milletimden özür diliyorum!

Büyük taarruzun yıldönümünde Afyonkarahisar'da Kocatepe'de miting düzenleyen İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, cumhurbaşkanlığı seçiminin kapsamlı bir değerlendirmesini yaptı. Seçimlerdeki ittifak ortaklarını yerden yere vurdu, seçim yenilgisini ilan etti ve milletten özür diledi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhur İttifakı karşısında ağır bir yenilgi alan 6'lı masanın ortaklarından İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, seçimlerden buyana süren sessizliğini Afyonkarahisar'da düzenlediği mitingte bozdu. Seçimin geniş çaplı bir muhasebesini yapan İYİ Pearti Genel Başkanı Akşener, eski ittifak ortaklarını ağır bir dille suçlarken bir kez daha hata yaptıklarını söyledi ve, "Aziz milletimden özür diliyorum" dedi.

İşte Meral Akşener'in Afyonkarahisar konuşmasının tam metni: 

Hanımefendiler, beyefendiler, sevgili gençler;
Bu kutlu günde, Kocatepe’de bizlerle olan,
Türkiye’nin iyi ve cesur evlatları;
değerli dava arkadaşlarım;
Sizleri, saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz!
Ekranları başından, internetten, sosyal medyadan,
bizleri takip eden, aziz milletimize de,
selamlarımı ve sevgilerimi sunuyorum.
Yiğit kardeşlerim, cesur dava arkadaşlarım;
Bugün, hep birlikte, buradayız.
Afyonkarahisar’da, Kocetepe’nin eteklerindeyiz…
Maziye buradan bakıp, geleceği buradan kurmak için;
Altımızdaki, mukaddes topraktan güç alıp, ayağa kalkmak için;
Sırtımızı, ecdadımızın mirasına yaslayıp, yeni bir yola çıkmak için;
Bugün, hep birlikte buradayız!
Çünkü bugün, burada;
Tarihin sinesine, çelik kalemle yazılan;
1000 yıllık bir mücadelenin ruhu var!
Bugün, burada;
“Allah-u Ekber” diyerek, özünü arındıranların,
Orhun’un kaynağına, gönlünü adayanların izi var!
Bugün, burada;
Kefeniyle yola çıkan Alparslan’ın da;
Çağ açan Fatih’in de;
Hesap kapatan Mustafa Kemal’in de, evlatları var!
Bugün burada;
Kurduğu 16 devletin ardından,
17’ci devleti, Türkiye Cumhuriyeti’yle,
Millet olma bilincine, sımsıkı tutunan, vatanseverler var!
Aynı zamanda, bugün burada;
5 bin yıllık bir tarihin,
Nice zorluklarla sınanmış bir milletin,
Uçurumun kıyısına getirilmiş bir ülkenin,
umudu var, inancı var, azmi var!
Değerli dava arkadaşlarım;
Anadolu, bir mühürdür.
Bu mühür, şanlı asırların mührüdür.
Bu mühür, kutlu Türk vatanının, tapusunun mührüdür.
Ve bu mühür, aziz Türk milletinin, iradesinin mührüdür.
Ve;
1071’de kavuştuğumuz,
1922’de, ilelebet bizim olduğunu,
yedi düvele haykırdığımız, Anadolu mührünü bozmaya,
tarihin hiçbir döneminde,
ne dahili, ne de harici,
hiç kimsenin gücü yetmemiştir, yetmeyecektir.
Hangi dönemde olursak olalım;
Şartlar değişmiştir;
ama tüm şartlara meydan okuyan,
o çelikten duruş, değişmemiştir.
İnsanlar değişmiştir;
ama nesilden nesile devrolan,
o kutlu vazife, değişmemiştir.
Düşman değişmiştir;
ama hakka tapan Türk Milleti’nin,
o mutlak zaferi, değişmemiştir!
İşte bu hafta, o zaferlerin tekerrür ettiği, kutlu bir haftadayız.
Türk’ün istiklali ve istikbali için, aşılmaz surların yıkıldığı,
Her türlü imkânsızın, mümkün kılındığı,
Cennet vatanımızın, bizlere miras olarak bırakıldığı,
Zafer Haftası’ndayız.
Malazgirt Zaferimizin ve Büyük Taarruzumuzun başlangıcının, yıl dönümünde;
Bir yanda, Anadolu’yu Türk’e yurt yapan, Sultan Alparslan’ımızı,
Diğer yandaysa, Anadolu’nun sinesini, namahreme kapatan,
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzü,
saygı, minnet ve rahmetle anıyorum...
Şanlı vatanımız için, şehadete erişen,
tüm kahramanlarımızın, ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Aziz milletim;
Seçimlerin üzerinden, tam 90 gün geçti.
Devlet teamüllerimize göre,
seçimden sonraki ilk 90 gün, önemlidir.
Çünkü bu süre zarfında,
hem, seçilen yeni iktidara,
yeni dönemdeki icraatlarını göstermesi için, kredi verilir;
Hem de muhalefet, bu sürede, kendi muhasebesini yapar.
Elbette biz de, muhasebemizi yaptık.
Buradan çıkardığımız sonuçları, birazdan sizlerle paylaşacağım.
Ancak öncelikle, iktidarın ilk 90 günlük performansına dair,
bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.
Cumhuriyetimizin, 100’üncü yılına erişmemize,
şunun şurasında, 2 ay kaldı.
Biliyorsunuz Ak Parti;
seçimlerden hemen önce,
milletimize, bir çok vaatte bulunmuştu.
İktidarın, ilk 90 gününe baktığımızda ise,
maalesef bu vaatlere, bırakın yaklaşmayı,
her geçen gün, uzaklaştıklarını görüyoruz.
Biz, iktidarın, bu vaatlerini,
hiçbir zaman gerçekleştirme niyetinde olmadığını,
zaten biliyorduk.
Ancak, seçim biter bitmez,
milletimizin, elinde avucunda olanı,
hoyratça çekip kopartmaya, cüret etmelerini de,
açıkçası beklemiyorduk.
Yapılan son maaş zamları,
daha zamlar yürürlüğe girmeden, erimeye başladı.
Asgari ücret zammı, daha hesaba yatmadan,
açlık sınırının altında kaldı.
“Enflasyonla mücadele edeceğiz.” diye başladıkları her cümle;
dönüp dolaşıp, “Ama tüm faturayı da, millete keseceğiz.” diye bitiyor.
Ve maalesef;
Bizzat kendi iş bilmezliklerinin bedelini,
yeni dönemlerinde de, yine milletimiz ödüyor…
Yıllarca, “faiz sebep, enflasyon sonuç” diye diye,
ekonomiyi bu hâle, bu iktidar getirdi.
Kaç bakan, kaç başkan, kaç bürokrat harcadılar,
yine de beceremediler.
Milletimizi oyalamak için;
yazdan kışa, kıştan yaza, bahane üretip durdular.
Oysa siyaset, sadece seçim kazanmaktan,
ya da kaybetmekten ibaret değildir.
Siyaset;
yurduna, üzerinde emeği olanlara,
kendi insanına, faydalı iş yapabilmektir.
Milletinin derdini, dert edinmek,
mutluluğuyla, mutlu olabilmektir.
Ama Ak Parti iktidarı ne yapıyor?
Memleketi, kendi elleriyle içine soktuğu krizden, çıkarmak için;
hâlâ milletin cebine, el uzatıyor.
İğneden ipliğe ağırlaşan vergilerle;
ev kiralarından, temel gıda ürünlerine kadar;
her gün tırmanan fiyatlarla,
durmak bilmeyen zamlarla,
enflasyonun bedelini, milletimize ödetmeye,
hâlâ devam ediyor.
Buradan, yeni ekonomi yönetimine, seslenmek istiyorum:
Siz, Türk milletine karşı sorumlusunuz.
Bunu sakın aklınızdan çıkarmayın.
Bu yüzden, doğruları, daha fazla vakit kaybetmeden yapın.
Milletimizi daha fazla mağdur etmeyin.
Enflasyonu azdırmayı seçen, sizden öncekiler olabilir.
Ama düşürmenin yöntemini seçmek, sizin elinizde!
Vergileri;
Orta ve dar gelir grupları için değil;
Ak Parti iktidarlarının, bugüne kadar, yeterince ayrıcalık tanıdığı,
imtiyazlı kesimler için arttırmak, sizin elinizde!
Enflasyonun yükünü;
Yıllardır varına yoğuna,
hatta kefen parasına bile, el uzatılan milletimize değil,
Zenginliğine zenginlik katılan,
bir avuç kodamana yüklemek, sizin elinizde!
Tasarrufu;
Sadece milletten beklemek yerine,
Başta Saray olmak üzere, kamudaki dehşet verici israfa son vermek,
sizin elinizde!
Değerli dava arkadaşlarım;
İşin daha da kötüsü,
90 gün geçti ama, ortada ne bir plan, ne de bir program var.
Ak Parti’nin, an itibariyle görünen, en büyük planı;
Vitrine koydukları, yeni isimler sayesinde, zaman kazanmak.
Yeni gelenler ise, patronlarını kızdırmadan,
çözüm üretmeye çalışıyorlar.
Daha dün, Ak Parti yönetiminin,
canhıraş şekilde savunduğu,
hatta hızını alamayıp, bir mucize olarak pazarladığı,
kur korumalı mevduat denen, kamburdan,
kurtulmanın, yollarını arıyorlar.
Doğal olarak, ben de buradan sormak istiyorum:
Sadece KKM sebebiyle, milletimize ödetilen milyarca lira,
şimdi ne olacak?
Bunun hesabını kim verecek?
Nureddin Nebati mi verecek?
Şahap Kavcıoğlu mu verecek?
Sayın Mehmet Şimşek diyor ki:
“2026 yılında rahatlayacağız.”
Kendisine ve bilgisine saygım vardır.
Ama o da biliyor ki, bu mümkün değil.
Çünkü servet transferi, tam gaz devam ediyor.
Ülkemizi, bir avuç şaibeli ülkeden gelecek paraya, muhtaç ettiler.
Körfez ülkelerine, taviz vererek;
Varlıklarımızı,
fütursuzca, plansızca, programsızca,
millî güvenlik çıkarlarımızı, hiç düşünmeden satarak,
günü kurtarmaya çalışıyorlar.
Peki satacak bir şeyimiz kalmayınca ne yapacaklar?
Belli değil…
Sözlerim yanlış anlaşılmasın.
Biz, yabancı yatırımcıya karşı değiliz.
Ülkemizin çıkarlarının korunduğu,
Türkiye Cumhuriyeti’nin haysiyetinin,
korunduğu ilişkiler kurulduğu müddetçe,
elbette dışarıdan para bulunabilir.
Zaten küresel ekonomi de, bunu gerektirir.
Ancak ülkemizin;
İhracata yönelik sektörlerimizi, daha üretken yapacak,
çalışanlarımızın refahını yükseltecek,
Türkiye’yi, dünya ekonomisinin,
büyük ve vazgeçilmez bir parçası kılacak,
yabancı yatırıma ihtiyacımız var.
Elbette, böyle kaliteli bir yatırımı, çekmek için de;
Ekonomide istikrarı, hukukta güveni tesis etmemiz şart.
Ülkemizin, içerisinde bulunduğu krizden çıkmamız için de,
rasyonel ve tam kapsamlı bir istikrar programına,
acilen ihtiyacımız var.
Kamuda somut bir tasarruf planına,
adil bir vergi sistemine,
akılcı bir para ve maliye politikasına,
ihtiyacımız var.
Ve bunun da yanında,
siyasi iradenin, gönülsüzce verdiği örtülü destek yerine,
sorumluluk alan, kefalet koyan, tavrına ihtiyacımız var!
Aziz milletim;
Ancak maalesef, iktidarın, 90 günlük performansına bakınca,
bu ihtiyaçların karşılanması, pek de olası görünmüyor.
Nitekim;
İktidarın ümit vermediği tek mesele, ekonomi de değil.
Seçimlerin üzerinden 90 gün geçmesine rağmen;
İktidarın bırakın çözüm bulmayı,
çözüm aradıklarına dair, somut bir işaret bile belirmeyen,
bir diğer sorunumuz da,
biliyorsunuz, sığınmacılar meselesi…
26 Ağustos’un, 101’inci yıldönümünde,
Ve Cumhuriyetimizin, ikinci asrının eşiğindeyiz.
Ancak ne yazık ki, Türk Milleti’nin toplumsal güvenliği,
büyük bir stratejik göç mühendisliğiyle,
tehdit altına alınmış durumda.
Türkiye’nin her şehri, Suriyelilerle doldu.
Sokaklar, parklar ve viraneler, nereden girdiği bilinmeyen,
sayılarını, devleti yönetenlerin de bilmediği,
sığınmacılarla kaynarken;
“bunu İslami ve insani bir görev” zanneden aymazlık,
ne kadar konuksever olduğumuzu, izahla meşgul oldu.
Bugün geldiğimiz noktada, sığınmacı sorunu;
Milli Güvenlik Siyasetinin, birinci maddesidir.
Türk Milleti’nin, millî kültürünü tahrip eden,
gerçek ve yakın, beka meselesidir.
Bin yıllık tarihimizin, Türkçe etrafında oluşturduğu,
mükemmel millet mevcudiyetimiz, bugün,
başka bir dil ve yapı etrafında oluşan, bir değerler sisteminin,
tahribi ve tehdidi altındadır.
100 yıldır, millî kültürümüz etrafında şekillenen,
Türk milleti havuzuna,
alternatif kimlikler doluyor.
Bin yılda, milletçe ilmek ilmek dokuduğumuz,
maneviyatımız ve mukaddesatımız,
başka coğrafyalarda, başka kültürlerden yeşermiş,
çeşitli itikatların, hedefi hâline geliyor.
Ülkemizin, büyük bir sorunu olan işsizlik,
birçok sektörde, vatandaşlarımız yerine,
sığınmacıların çalıştırılması nedeniyle,
artık bir istihdam krizi haline geldi.
Çoğunluğunun vergisiz, sigortasız
ve denetimsiz çalıştırılması sonucunda,
ucuz işgücü, kayıt dışı ekonomi, cazip hâle geldi.
Sığınmacılar, şehirlerimizde gettolar oluşturup;
kendi lokantaları, kendi büfeleri, kendi işletmeleri ile,
sadece birbirlerine hizmet ettikleri,
etnik yaşam adacıkları,
minyatür Suriye’ler kuruyorlar.
Geri kalmış ülkelerde yaygın olan,
çocuk işçiliği, emek sömürüsü,
çok eşlilik, ve çocuk evlilikleri gibi,
toplumsal sorunlar, yeniden ortaya çıkıyor.
Ve belki de, en önemlisi,
İŞİD ve PKK gibi terör örgütleri,
tehditlerini, sığınmacılar üzerinden de, ülkemize yönelttiklerinden;
büyük bir iç güvenlik sorununa dönüştüler.
Aziz milletim;
Bugün iktidar, sıkıştığı her sorunda başvurduğu,
“mış gibi” yönetim anlayışını,
maalesef, sığınmacı meselesinde de sergiliyor.
Önce, hiçbir sorun “yok-muş gibi” davrandılar.
Baktılar ki olmuyor,
toplumsal tepkiler çığ gibi büyüyor;
Şimdi de, geri adım “atıyor-muş” gibi yapıyorlar.
Suriye’de kentler yaparak,
bir kısım sığınmacıyı, gönüllü olarak,
ülkelerine döndürdüklerini söylüyorlar.
Arada sırada da, bazı rakamlar açıklayarak,
bu sözde dönüşün, başarılarını anlatıyorlar.
Ne var ki;
gerçeğin öyle olmadığı,
ve “mış-gibi” yaparak, olamayacağı da, apaçık ortada…
Sayısını kendilerinin bile bilmediği,
binlerce kişi sınırdan içeri girerken,
birkaç yüz kişiyi iade etmeyi müjdelemek;
en hafif tabiriyle şuursuzluktur.
Hadi hesap kitap bilmiyorsunuz, onu anladık.
Hayatınızda hiç, havuz problemi de mi çözmediniz?
Allah aşkına;
5 kişi giriyor, 2 kişi çıkıyorsa,
sığınmacı sayısı, artıyor mudur, yoksa azalıyor mudur?
Bir sınır kapısından gönderdikleriniz,
insan tacirlerinin eliyle, öteki sınır kapısından,
veya kevgire döndürdüğünüz, hudutlarımızdan giriyorsa,
sığınmacı sayısı, artıyor mudur, yoksa azalıyor mudur?
Buradan iktidara seslenmek istiyorum:
Artık kimse kimseyi kandırmasın.
Bizim;
Türk millî kimliğinin, hayati bir tehdit altında kalmasına,
daha fazla tahammülümüz yok!
Kültürümüzün dejenere edilmesine,
daha fazla tahammülümüz yok!
Sınırlarımızın kevgire dönmesine,
daha fazla tahammülümüz yok!
İYİ Parti olarak,
ortaya koyduğumuz Millî Göç Doktrinimiz ortada.
Madem beceremiyorsunuz, buyurun, kullanın.
Bu doğrultuda, derhâl ve bir an önce;
Sınırlarımızda, tam kontrol ve denetim sağlayın.
Sığınmacıların ve kaçakların, her hâl ve şartta,
ülkelerine dönüşünü hızlandırın.
Göç dalgasının, daha sınıra ulaşmadan,
kaynak ülkede durdurulmasını ve engellenmesini,
kalıcı ve etkili olarak sağlamak için, uluslararası işbirlikleri geliştirin.
Sığınmacılara, hiçbir şart altında, vatandaşlık vermeyin.
Bugüne kadar uyguladığınız tüm ayrıcalıkları da, derhal iptal edin!
Milletimizden yetkiyi aldınız.
Şimdi icraat zamanı.
Hiçbir şey yokmuş gibi,
havaya bakıp, ıslık çalmaya devam edemezsiniz!
Millî güvenliğimizi tehdit eden,
böylesine ciddi bir mesele karşısında,
gösterilen bu ciddiyetsizlik, kabul edilemez.
Böyle devlet yönetilmez.
Sorunu çözeceğine, büyüten bu beceriksizlik;
Olsa olsa, bir ahlak tutulmasıdır!
Okyanus ötesi güç odaklarının,
Bu basiretsizlik karşısında,
ellerini ovuşturduklarını bilmemek için de;
akılsız olmak lazımdır!
Türkiye’nin İYİ ve cesur insanları;
Biz ilhamımızı, doğrudan doğruya, hayatın kendisinden,
tarihimize şanla yazılan, o büyük mücadelelerden alan bir milletiz.
Ama bu durum,
mazideki zaferlerimizin gölgesine sığınarak,
birer mirasyedi olacağımız anlamına gelmiyor.
İşte bu yüzden, bizlerin;
Zaferlerimizle övünürken,
aynı zamanda, bizi o zaferlere götüren;
umudu, inanmışlığı ve kararlılığı da,
çok iyi anlamamız gerekiyor.
Türk Milleti’nin, asırlardır damarlarında akan,
o gücün, farkına varmak zorundayız.
Doğru yerde, doğru zamanda,
doğru yöntemlerle ve doğru kişilerle,
tarih sahnesinde aldığımız yolu;
bir bayrak yarışı misali, daha da ileri taşımak için,
bugünün şartlarına göre, yeniden yorumlamak zorundayız.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzün,
çok sevdiğim bir sözü vardır:
Kendisi der ki;
“İki Mustafa Kemal vardır.
Biri ben.
Et ve kemik, geçici Mustafa Kemal...
İkinci Mustafa Kemal’i ise, "ben" kelimesiyle ifade edemem.
O, ben değil, bizdir!
O, memleketin her köşesinde, yeni fikir, yeni hayat,
ve büyük ideal için uğraşan, aydın ve savaşçı bir topluluktur.
Ben, onların rüyasını temsil ediyorum.
Benim teşebbüslerim,
onların, özlemini çektikleri şeyleri, tatmin içindir.
O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz!
Geçici olmayan,
yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!”
İşte bugün, bizim görevimiz;
O ikinci Mustafa Kemal’i yaşatmaktır.
Bunun yolu da;
Tıpkı dün olduğu gibi, bugün de,
aziz Türk milletinin, gözünün içine bakmaktır!
Milletin sesini duymak, duyurmak,
gerektiği yerde de, en gür sesle, haykırmaktır!
Nitekim, İYİ Parti’nin yolu da budur, andı da budur,
kuruluş felsefesi de, tam olarak budur!
Biz, bu yüzden, 2002 yılında,
“Türk” demekten korkanların, karşısında durduk!
Bu yüzden, 2010 yılında,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin,
kök hücrelerine saldırmak isteyenlerin,
karşısında durduk!
Bu yüzden, 2016 yılında,
Milletin canına kast edenlerin karşısında durduk!
Bu yüzden, 2017 yılında,
Türk milletinin kaderini,
bir kişinin, iki dudağı arasına bırakmak isteyenlerin,
karşısında durduk!
Bu yüzden, 2018 yılında,
Milletimizi;
sıkılmış yumrukların arasına sıkıştırmak isteyen,
kirli bir siyasetin, karşısında durduk!
Bu yüzden 2019 yılında;
Millet iradesine, ipotek koymaya kalkanların,
karşısında durduk!
Ez cümle;
İYİ Parti olarak, ilk günden beri,
Türk Milleti’ne dayatılmak istenen kötülüklerin,
her türlü vesayetin, karşısında durduk.
Türk siyasetinde, makulün temsilcisi olduk.
Bizim siyasetimizin, pusulası da;
her daim, aziz Türk milletinin talep, istek ve hayalleri oldu.
Ve geldik 2023’e…
2023’te de, milletin verdiği helal oyu, babadan miras bilerek;
seçmen iradesine, ipotek konamayacağını, anlatmaya çalıştık.
Siyasi elitlerin ve kerameti kendinden menkul,
sözde kanaat önderlerinin güdümünde,
milletin olmadığı bir yerden üretilen siyasetin,
başarılı olamayacağını söyledik.
İtiraz ettik, tepki gösterdik, uyardık.
Memleketimizin ve milletimizin, gerçeklerinden bihaber,
oturdukları yerden, her gün ahkam kesenlere karşı, irade koyduk.
Üstelik ne acıdır ki, sadece iktidar mensuplarıyla değil;
biz, âdeta bu seçimin kaybedilmesi için çalışanlarla da,
mücadele ettik.
Memlekete en küçük fayda getirmeyen,
partili cumhurbaşkanlığı sisteminden kurtulmak;
milletimize, bir çıkış yolu açmak istedik.
Türkiye’yi, hak ettiği gibi,
zengin, mutlu ve huzurlu bir geleceğe taşımak için çalıştık.
Bu yolda, hiçbir fedakârlıktan da kaçınmadık.
Meselemiz, Türkiye olduğu için;
nefislerimizi kör odalara hapsettik.
Ama ne yazık ki,
nefsinin esiri olanlarla uğraştık.
Biz, “önce millet, önce memleket” dedik.
Ama ne yazık ki,
“önce şahsım, önce ben” diyenlerle uğraştık.
Biz, milletimizin geleceği için, kendi çıkarlarımızdan vazgeçtik.
Ama ne yazık ki,
Koltuğundan başka hiçbir şeyi düşünmeyenlerle uğraştık.
Ve en nihayetinde, maalesef olmadı, olamadı, olduramadık.
Tüm çabalarımıza rağmen,
2023 seçimlerindeki yenilgiye, maalesef engel olamadık.
Değerli dava arkadaşlarım;
Biz, 20 Ocak 2020’den beri,
yani 3 yıl boyunca, karış karış gezdiğimiz Anadolu’nun,
mevcut iktidarın beceriksizliğinden, ne kadar bunaldığını gördük.
Liyakatsizliğinden, ne kadar yaralandığını dinledik.
Adaletsizliğinden, ne kadar yorulduğunu duyduk.
Ancak aynı Anadolu’nun,
bir kez daha, iki yumruk arasına sıkıştırılmak istemediğini de gördük.
Sokaklarda, yolumuza çıkan vatandaşlarımızdan, bizzat duyduklarımızı,
gittiğimiz her yerde anlattık.
Milletimizin;
geçmiş kavgaları tartışmaya, değerleri yarıştırmaya,
veya düşmanlıkları beslemeye değil;
Yeni şeyler duymaya, icraatleri konuşmaya,
ve en nihayetinde de, kazanma umuduna odaklı olduklarını,
defalarca dile getirdik.
Ancak;
açık yüreklilikle ifade edebilirim ki;
ne söylersek söyleyelim,
kendimizi dinletemedik.
Çünkü Türk siyaseti, belli başlı, yankı odalarına hapsedildi.
Biz, milletin çağrısını dile getirdiğimiz için,
O yankı odalarında, ihanetle suçlandık!
Biz, milletin iradesini savunduğumuz için,
O yankı odalarında, işbirlikçilikle suçlandık!
Biz, milletin itirazının sesi olduğumuz için,
O yankı odalarında, iktidara “yanlamakla” suçlandık!
Peki tüm bunların sonunda ne oldu?
Tüm bu sürecin içerisinden;
En küçük pazarlık yapmadan çıkan kim oldu?
Gizli kapaklı, tek bir işbirliğine girişmeyen kim oldu?
En ufak kâr sağlamayan kim oldu?
Allah’ıma hamdolsun, şükürler olsun ki,
bizler olduk, İYİ Parti oldu.
Zaten başka türlüsü mümkün müydü?
Belli ki unutanlar var;
ben o yüzden kendilerine tekrar hatırlatayım.
Eğer ki ben ve arkadaşlarım;
Makam, mevki peşine düşecek olsaydık;
bize, saraylar vadedilirken,
elektriği kesilen salonlarda,
“HAYIR!” diye haykırmazdık!
Eğer ki biz;
zalim güçlü diye, boyun eğecek olsaydık,
nice “adamlar” dal gibi eğilirken,
fidan gibi, dimdik durmazdık!
Eğer ki biz;
milletin sesine kulak tıkayıp, pazarlık yapacak olsaydık;
Herkesin tir tir titrediği, suspus kesildiği bir dönemde,
çıkıp, aslanlar gibi, İYİ Parti’yi kurmazdık!
Biliyorum ki;
bu meydanda bulunan hiçbir İYİ Partili,
Ne 3 Mart 2023’te, ne de seçim sathında,
Hem iktidardan, hem de muhalefetten işittiğimiz;
hakaretleri, iftiraları ve karalama kampanyalarını,
unutmadı, unutmayacak!
Ama hiç merak etmeyin;
ben de hiçbirini unutmadım!
Asla unutmayacağım, asla unutturmayacağım!
Değerli dava arkadaşlarım;
Bizim için siyaset, hiçbir zaman,
Entelektüel bir hobi alanı olmadı.
Bizim için siyaset, hiçbir zaman,
Kariyer hayallerinin, kişisel düşlerin,
milletten kopuk işlerin peşinden koşulacak,
bir parkur da olmadı.
Bizim için siyaset, hiçbir zaman,
Yapmayacağını söyleyen, tutmayacağı sözü veren,
ödemeyeceği bedele, kefil olan,
bir ilkesizliğin mecrası da olmadı.
Biz siyaseti, spor olsun diye yapanlardan değiliz.
Biz siyaseti, milleti için, milletiyle beraber yapanlarız.
Dolayısıyla;
sonuç alınamayacak işlerin,
şakşakçılığını yapmak, bizim tabiatımızda yok.
Gördüğümüz doğruyu da, yanlışı da söylemeyi,
milletimize bir borç biliriz.
Faydasız ilimden, Hakk’a sığındığımız gibi,
faydasız siyasetten de, milletimizin affına sığınırız.
Bu yüzden İYİ Parti olarak;
Sözümüz, ilk günden beri netti, hâlâ net.
İtirazımız, ilk günden beri netti, hâlâ net.
Dayatmalara karşı tavrımız da,
ilk günden beri netti, hâlâ net.
Çünkü;
7 gün de, 7 ay da, 7 yıl da sürse,
Gerçeklerin, mutlaka ortaya çıkmak gibi, güzel bir huyu olduğunu,
çok iyi biliyoruz!
Bizim bu netliğimiz, şimdiye kadar, hep sinir bozdu.
Ama üzgünüm, bozmaya devam edeceğiz!
Hesabımız, kitabımız olmadığı için, hep kalbi konuştuk,
konuşmaya devam edeceğiz!
“İlkeye sadakatin olmadığı yerde,
kişiye itaat olmaz.” düsturuyla,
şimdiye kadar duruşumuzu,
kimseye meze ettirmedik, ettirmeyeceğiz!
Türkiye’nin İYİ ve cesur insanları;
Peki bizim eksiklerimiz yok mu?
Tabii ki var.
Biliyorsunuz, seçimlerin muhasebesi konusunda,
bir süredir, suskun kalmayı tercih ettim.
Tüm siyasi partilerin, seçmenleri ile helalleşmesine,
herkesin hatalarını değerlendirmesine,
imkan tanımak gerekiyordu.
Bilimsel veriler ışığında, hakikatin ortaya çıkmasına,
alan açmak gerekiyordu.
Ben de, hem kendimize,
hem de bu yenilginin paydaşlarına,
kendi hatalarımızla, baş başa kalacağımız,
bir zaman tanımak istedim.
Ancak geldiğimiz noktada, görüyorum ki;
bu iyi niyetimiz, yeni bir suiistimal alanına,
dönüştürülmek isteniyor.
Tefekkür için büründüğümüz sessizlik,
Yalanların, daha fazla yankılanmasına sebep oluyor.
Şimdiye kadar, en çok susması gerekenler, ilk önce konuştular.
Hataları ile yüzleşmesi gerekenler,
bu fırsatı, kendi kabahatlerini, gizlemek için kullandılar.
Biz, hakikate yol verdik,
ama onlar, yalanlar üretmeye devam ettiler.
Ez cümle;
ben sustum ama,
“yüzde 60 ile kazanırız." diyenler susmadı.
Bilimsel verileri masaya koyan ben sustum.
Ama o verileri, yırtıp atanlar susmadı.
Televizyonlara çıkıp, utanmadan, sıkılmadan, yüzsüz yüzsüz,
seçimin faturasını, bize yüklemeye kalktılar.
Ve ne yazık ki, yeni bir umuda tutunmak isteyen milyonlar,
umut yerine öfkeyle doldu.
Oysa yapmamız gereken,
hatalarından ders almış bir muhalefet olarak,
milletimizin huzuruna çıkmaktı.
Bunun yerine, saray medyası ve sözde muhalif medya,
el birliği içinde, İYİ Parti’yi ve Meral Akşener’i,
günah keçisi ilan etmeye kalktılar.
Ve hakikati en yakından bilenler,
çıkıp da, tek kelam etmedi.
Üzülerek söylüyorum ki;
bu sessizliği sürdürmek, artık mümkün değildir.
İYİ Parti’ye yönelik, bir kumpas hevesine kapılanlar karşısında,
susmamız, artık mümkün değildir.
Eğilip bükülmeye çalışılan hakikati, daha fazla bekletmek,
artık mümkün değildir.
Değerli dava arkadaşlarım;
2023 seçimlerine girerken, Sayın Erdoğan karşısında,
açık farkla seçimi kazanacak, iki aday çıkardık.
20 senede ilk kez.
Evet, 20 senede ilk kez.
Milletimizin sevgisini kazanıp,
Sayın Erdoğan’a karşı, belirgin şekilde üstünlük kuran,
iki adayımız oldu.
Yaptığımız tüm kamuoyu araştırmalarında,
ki buna, Türkiye’nin en köklü, en itibarlı araştırma şirketleri dahildir,
bu iki arkadaşımızın, rahatlıkla Cumhurbaşkanı seçileceğini gördük.
İstisnasız, tüm araştırmalarda, bu sonucu gördük.
Bunun da ötesinde, 3 sene boyunca,
il il, ilçe ilçe yaptığımız ziyaretlerde,
milletimizin bize açıkça söyledikleri de,
bu sonucu doğruladı.
Ve bunun üzerine, ben de, milletimize bir söz verdim.
“13’üncü Cumhurbaşkanı, Millet İttifakı’nın adayı olacak.” dedim.
Hatta bunun için, samimiyetimden şüphe duyulmasın diye,
kendi adaylığımdan feragat ettim.
Çünkü ben, seçimleri kazanmak, Türkiye’yi düze çıkarmak için,
iktidarı sandıkta yenmenin, yeterli olacağını düşündüm.
Ama asıl sorunun, kendi saflarımızda olduğunu göremedim.
Bu nedenle, yüce Türk Milleti’nden, özür diliyorum.
Ben, bu iki arkadaşımızın yolunu açmak için,
elimden gelen her şeyi yaptım.
Hiçbir kişisel beklentim olmadan, onları destekledim.
Ama onların yolunu kapatanlara, maalesef engel olamadım.
Özür dilerim!
Önleri kesilmek istendiğinde, yardımlarına koştum, yanlarında durdum.
Ama onları paçalarından tutup, aşağı çekenlere engel olamadım.
Özür dilerim!
Ben, milletimizin, omuzlarında taşıdığı, umudunu bağladığı,
bu iki arkadaşımızın, milletimizin bu tarihi çağrısına,
kulak vereceklerini düşündüm.
Ama maalesef yanıldım.
Onlara, bu ateşten gömleği giydiremediğim için, özür dilerim!
Allah şahittir ki;
Ne yaptıysam, seçimleri kazanmak için yaptım.
Ne yaptıysam;
Önümüzdeki tarihi yol ayrımında, milletimiz kazanabilsin diye yaptım.
Ne yaptıysam;
Umut yaşasın, milletin iradesi, sonuca yansısın diye yaptım.
Ve ne yaptıysam, bugün de arkasındayım.
Keşke herkes, bizler kadar fedakar, bizler kadar yürekli olabilseydi.
Ama maalesef olamadılar.
Onlar adına da özür dilerim!
Ama tüm bu yaşananlara rağmen,
yine de herkesin, bir şeyi çok iyi, bilmesini istiyorum:
Biz, bundan sonra da, gerektiği yerde, yine ve yeniden,
yeter ki, milletimiz kazansın diye,
yeter ki, Türkiye kazansın diye,
her türlü fedakârlığı yapacağız.
Fakat bundan sonra, bu fedakârlıktan,
Yalnız ve yalnızca, milletimizin faydalanacağından,
emin olacağız!
Milletimiz için yapacağımız fedakârlıklardan,
Siyasi rant devşirmeye kalkan, hesapçı zihniyetlere,
geçit vermeyeceğiz.
Çünkü bu saatten sonra, ne bizim, ne de aziz milletimizin;
Heba edecek oylarımız yok!
Birilerinin ihtirasları uğruna, boşa akıtacak terlerimiz yok!
Kendisine kariyer kovalayanlar için, harcayacak mesaimiz de yok!
Aziz milletim;
İYİ Parti olarak seçimlerden bu yana,
İl ve ilçelerimizdeki, tüm teşkilatlarımızla beraber,
seçim sonuçlarına ilişkin çalıştık, tartıştık
ve en nihayetinde, değerlendirmelerimizi tamamladık.
Bugün, ülkemizdeki seçim sistemine göre başarı;
50+1’i sağlamak demektir.
Dolayısıyla biz, bu seçimi kaybettiğimizin bilincindeyiz.
Bizim için;
Milletin kararının üstünde bir karar,
millet iradesinin üstünde bir irade yoktur.
Sandıktan çıkan sonuç üzerinden, milletle tartışılmaz.
Milletin iradesi sorgulanmaz, yargılanmaz, bahane üretilmez.
Çünkü siyasetin özelliği budur.
Siyasetçi, seçmeni velinimet görür ve karşısında hazır olda durur.
Siyasetçi, talip olandır.
Seçmen, karar verendir.
Eğer ki siyasetçi, talip olduğu şeyi, seçmenden alamıyorsa,
döner ve kendine bakar.
İşte tam olarak burada, bizim İYİ Parti olarak,
kendimize yaptığımız, en temel eleştiri;
Sesinizi duymakta gösterdiğimiz başarıyı,
Ne yazık ki, o sesi duyurmakta, gösterememiş olmamızdır.
Biz, bu başarıyı, neden gösteremediğimize de çalıştık.
Vardığımız sonuç da;
olağanüstü gayretler sarf etsek bile,
mevcut ittifak sisteminin yapısı gereği,
buna alan tanımaması oldu.
Biliyorsunuz, Türk siyaseti,
2018 yılından itibaren, Partili Cumhurbaşkanı seçmek için,
ittifak sistemlerine, mahkûm oldu.
“Mahkûm oldu” diyorum;
Çünkü bu durum, ne yazık ki siyaseti, dört işleme indirgedi.
Artık Türkiye’de siyaset yaparken;
Milletin talepleri yerine, aritmetiğe bakılmaya başladı.
Milletin kendisi değil, millete tepeden bakıp,
millet adına ahkâm kesenler dinlenmeye başladı.
Seçim kazanmanın yolu;
“Nasıl milletin teveccühü alınır?” yerine,
“Nasıl ittifak yapılır?” sorusunda aranmaya başladı.
Partilerin aldığı oy oranlarını, gelişigüzel alt alta toplayarak;
seçimin kazanılacağı düşünüldü.
İşte böyle bir ortamda da, bizler, İYİ Parti olarak;
Milletin sesini, taleplerini ve beklentilerini, dile getirdiğimiz için,
oyunbozanlıkla suçlandık.
Söylediklerimiz, duyulmadı, duyulmak istenmedi.
Uyarılarımız, dikkate alınmadı.
İtirazlarımız, sanki kazanma çabamızdan değil de,
ittifaka zarar verme niyetimizdenmiş gibi görüldü.
Aziz milletim;
İttifak Sistemi, esas olarak, Türk siyasetinin dinamiklerine zarar veriyor.
Partilerin, kendilerine ait siyaset alanlarını, gittikçe daraltıyor.
Bu durum da, millet iradesinin, hakkıyla tecelli etmesini zorlaştırıyor.
Ayrıca iktidarın; “sen ocusun, sen bucusun” diyerek,
milletimizi, iki kutup arasına sıkıştırma stratejisi,
İttifak sistemi yoluyla, siyaseti de, içine sürüklüyor.
Kutuplaşan siyaset, toplumsal ayrışmayı, daha da derinleştirerek,
şüphesiz ki en çok, iktidarın değirmenine su taşıyor.
İktidar yarışında, kutuplardan birine,
taraf olma mecburiyetinde bırakılan, siyasi partiler,
birbiriyle aynılaştıkları, sığ ve popülist bir siyasete zorlanıyor.
Partilerin, sorun çözme yeteneği elinden alınıyor,
ve sadece oya tahvil edileceği düşünülen, günlük polemikler yarışıyor.
Bunun da ötesinde;
Aritmetik üzerinden yapılan, seçim hesapları sayesinde,
aniden değere binen, marjinal siyasi ajandalar,
makul toplumsal taleplerin, önüne geçiyor.
Tüm bunların yanında ise;
İYİ Parti olarak bizim, ittifak sisteminde gördüğümüz,
en önemli sorun ve en büyük millî güvenlik açığı ise;
ayrılıkçı yapıların, sistemin içine sızma çabasıdır.
Cumhuriyetimizle, devletimizle ve milletimizle sorunu olan,
siyasi görünümlü odakların, kendilerini meşrulaştırmak için,
ittifakları kullanmaya çalışmasıdır.
İşte biz, ilk günden beri buna karşıyız.
Kimin, kiminle, neden olduğu belli olmayan,
ve sadece sayısal çoğunluğu elde etmeye yönelen,
ilkesiz siyaseti reddediyoruz!
İnsanımızı sadece, “artı 1” sayısına indirgeyen,
sığ siyaseti reddediyoruz!
Marjinallikten ve kutuplaşmadan beslenen,
faydasız siyaseti, reddediyoruz!
İktidarın değirmenine, su taşıyan,
etkisiz siyaseti reddediyoruz!
Aziz milletim;
Türkiye;
Güvenliği, özgürlüğe;
Kalkınmayı, adalete;
Türk Milliyetçiliğini de, demokratlığa, tercih etmek zorunda değildir!
Bizim için, tüm bunları içinde barındıran, bir millî siyaset mümkündür!
Ancak İYİ Parti olarak, geçtiğimiz seçim sürecinin, sonunda,
şunu çok iyi anladık ki;
İttifak sisteminin, bu yapısı içerisinde, millî bir siyaset mümkün değildir!
İttifak sisteminin, bu yapısı içerisinde, sürdürülebilir bir başarı mümkün değildir!
İttifak sisteminin, bu yapısı içerisinde, milletin kazanması mümkün değildir!
Bu yüzden;
İktidarıyla, muhalefetiyle, hepimizden,
Türk siyaseti için talep ettiğiniz, yeni anlayışın merkezi olmaya,
İYİ Parti olarak talibiz!
Sandıkta bizlere vermiş olduğunuz mesajı aldık.
Dersimize de iyi çalıştık.
Siyaseti içerden tüketen, haklı-haksız tartışmasının yerine,
bir umut yolu sunacağız!
Öfkeleri, kırgınlıkları ve alınganlıkları,
Millî vicdanın ve aklıselimin gücüyle aşacağız!
1000 yıllık mücadelemizden aldığımız;
“Milletiyle beraber, ilelebet muzaffer” şuuruyla,
Hür ve millî siyaset ülkümüzü, milletimizle buluşturacağız!
Türk siyasetinde;
Milletten kaçan değil, milletiyle beraber olan,
Buyuran değil, müzakere eden,
Oyalayan değil, sonuç alan, bir yol inşa edeceğiz!
Türk demokrasisinde;
Keyfi değil, katılımcı;
Gizli-saklı değil, şeffaf;
Otokrat değil, demokrat nasıl olunur, herkese göstereceğiz!
Türk milletinin nazarında;
Ayrıştıran değil, eşit;
Boyun eğen değil, başı dik;
Değersiz değil, inançlı olan o ruhu,
yeniden uyandıracağız!
Değerli dava arkadaşlarım;
Biliyorsunuz önümüzde, yerel seçimler var.
2023 seçimlerini, çantada keklik görenler,
şimdi de yerel seçimleri,
âdeta bir genel seçim havasında, değerlendirmeye başladılar.
Yine tüm gündemi, sayısal oranları yarıştırarak,
ittifaklara çekmeye çalışıyorlar.
Hâlbuki yerel seçim, bir genel seçim değildir.
Her yörenin, belirli özellikleri vardır.
Her siyasi parti, o yöreyi bilen, tanıyan,
ve geliştirme iddiasında olan, kadrolarıyla birlikte,
milletin huzuruna çıkar.
Eğer ki, toptancı bir anlayışla,
yerel seçimi, bu niteliğinden uzaklaştırıp;
Merkez-yerel bütünleşmesine götürür;
ya da sayısal ittifaklara yönlendirirsek;
bu, yereli ortadan kaldırmak olur.
Yereli ortadan kaldırmak ise, demokrasiyi ortadan kaldırmaktır.
Çünkü yerel seçimler,
çoğulculuğun yaşadığı yerdir.
İttifak kurmak, elbette belirlenen adayların,
seçilmesine katkı sağlıyor.
Ancak başarıyı,
ittifakın, matematiksel bir yaklaşımla değil,
ilkesel bir yaklaşımla yapılması getiriyor.
Biz, 2019 yerel seçimlerinde;
Hem toplumsal zeminde, hem de adaylarda, bu durumu gördüğümüz için,
bir teklifte bulunduk, ittifak kurduk ve başarılı olduk.
Önümüzdeki yerel seçimlerde ise, İYİ Parti olarak,
elbette kendi kadrolarımızla, milletimizin huzuruna çıkacağız.
Ve göreve talip olacağız.
Yerel seçimi, bir genel seçim rekabeti çerçevesinde okumadan,
yerel özellikleri, dikkate alarak,
milletimizin iradesinin tecellisine, imkân sağlayacağız.
Bu vesileyle;
Buradan, tüm siyasi partilere de,
açık ve net bir çağrıda bulunmak istiyorum:
Gelin, hep birlikte;
Vatandaşlarımızın, siyasi tercihlerini,
ve yerel özelliklerini yansıtacağı,
bir rekabet ortamı oluşturalım.
Gelin, hep birlikte;
Türk siyasetinin, bugün içinde bulunduğu,
ve milletimizin aleyhine çalışan, siyasi pragmatizm sarmalından,
çıkmasını sağlayalım.
Gelin;
tüm siyasi partiler, hep birlikte,
ayrı ayrı seçimlere girelim, ve milletimize hizmet için yarışalım.
Yerel özellikler ve talepler doğrultusunda,
elbette işbirlikleri olabilir.
Ancak biz, İYİ Parti olarak;
Hür ve millî siyaset anlayışımız gereği;
Gizli gündemleri olan,
Kendi menfaatleri için, bizim sırtımızda kurban kesen,
şahsi hayallerini ve kariyerlerini önceleyen,
mevcut güç ve siyasal ilişkilerine, destek arayan,
marjinal ve bölücü yapılarla yakınlaşan, hiç kimseyle,
herhangi bir işbirliği yapmayacağız.
Çünkü böyle bir iş birliğinin;
Milletimize, hiçbir yararının dokunmayacağı gibi,
hem siyasete, hem de partimize, zarar vereceğini düşünüyoruz.
Bu yüzden, İYİ Parti olarak öncelikli amacımız;
Partilerle ittifaktan önce,
milletimizin partimizle ittifak yapmasını sağlamak olacak.
Türkiye’nin, iyi ve cesur insanları;
Biliyorum ki uzun bir zamandır;
bizi bir yerlere konumlandırmaya,
adlandırmaya ve istikametimizi belirlemeye,
fevkalade hevesli olanlar var.
Oysa biz, rüzgara göre, yön değiştirmediğimiz için, bugün buradayız.
Yaprak gibi uçuşanlara karşı, biz hala buradayız.
Dün neredeysek, bugün de oradayız.
Bizim, hiçbir zaman,
birilerinin yaptığı tanımlamalara, ihtiyacımız olmadı.
Ne omuz atarak, ne de omuz vererek,
birilerinin bize, istikamet çizmesine, asla izin vermedik.
Milletimizin bize gösterdiği istikametten başka, istikamet bilmedik.
Nitekim aynı ilk günkü gibi, bugün de;
ROTAMIZ NET, PUSULAMIZ MİLLET!
O nedenle, şimdiden söyleyeyim;
Biz bu yolda, gözü dönmüş hırslar peşinde yürümüyoruz!
Çetele hesaplarıyla, siyaset yapmıyoruz!
Öncelikle milletimizin, sesine kulak veriyoruz!
Dolayısıyla bu yolda, herkesi de kabul etmiyoruz!
her gelene, “evet” demiyoruz!
Mesela bu yolda;
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e düşman olanlara,
HAYIR DİYORUZ!
Cumhuriyet değerlerimizi hiçe sayanlara,
HAYIR DİYORUZ!
Demokrasimizle meselesi olanlara,
HAYIR DİYORUZ!
Mesela bu yolda;
“TÜRK” demekten korkanlara,
HAYIR DİYORUZ!
Andımızdan rahatsız olanlara,
HAYIR DİYORUZ!
Anayasamızın, ilk 4 maddesiyle sorunu olanlara,
HAYIR DİYORUZ!
Mesela bu yolda;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin,
milletiyle, birliğiyle, bütünlüğüyle ilgili, karın ağrısı olanlara,
HAYIR DİYORUZ!
Terörle ve bölücü unsurlarla ilişkisi olanlara,
HAYIR DİYORUZ!
Terörün gölgesinde, ne gizli, ne açık işbirlikleri hayal edenlere,
HAYIR DİYORUZ!
İnancımızı çatıştıranlara,
Ahlakımızı yozlaştıranlara,
Yüce dinimizi, siyaset ve ticaret için, istismar edenlere,
HAYIR DİYORUZ!
Milli duygularımızı sömürmeye kalkanlara,
Bol slogan, sıfır icraat üretenlere,
Biat üzerinden vatanseverlik ölçenlere,
HAYIR DİYORUZ!
Otoriterliğe alıştıranlara,
Toplumsal öfke üzerinden, siyaset dayatanlara,
Milletimizi yenilgi yenilgi büyüyen,
küçük zaferlerle, oyalamaya çalışanlara,
HAYIR DİYORUZ!
Gençlerimizi hor görenlere,
Türk kadınını, aşağı bilenlere,
HAYIR DİYORUZ!
Milletimizin has evlatlarına, öteki diyenlere,
Siyasi bölücülüğe alet etmeye kalkanlara,
Terörün girdabına sokmaya çalışanlara,
HAYIR DİYORUZ!
Hür ve millî siyaset ülkümüzde,
Sadece kişilere değil,
Türkiye’nin önünü tıkayan,
her türlü, şımarık anlayışa,
HAYIR DİYORUZ!
Mesela;
Danışıklı ilişkilerin, siyaseti başkalaştırmasına,
HAYIR DİYORUZ!
Seçmeni çantada keklik gören,
Kendisine mecbur ve mahkûm kabul eden,
buyurgan siyasete, HAYIR DİYORUZ!
Kuyruk siyasetine de, teslimiyetçi siyasete de,
HAYIR DİYORUZ!
Milletimizin ve memleketimizin çıkarları yerine;
Şahsiyete, egolara ve ideolojik eğilimlere bağlı, dış siyasete,
HAYIR DİYORUZ!
Fikir sunmak ve çözüm üretmek yerine,
Düşmanlık üreten, hakaret üreten, öteki üreten siyasete,
HAYIR DİYORUZ!
Milletine hesap vermeyen,
Devleti bir ahlak ve hukuk kurumu olarak görmeyen,
Milletin emanet ettiği makamlara,
Birer ganimet ve mülkiyet anlayışıyla yaklaşan siyasete,
HAYIR DİYORUZ!
İşte tüm bunlara, bizim gibi, “HAYIR” diyen herkesi;
Bugün buradan, bir kutlu yürüyüşe, davet ediyorum!
Hiçbir makam ve mevkiye, zihnini ipotek etmeyenleri,
Hür ve millî siyaset anlayışıyla,
beraber hareket etmeye davet ediyorum!
Bu vatana kalbini veren, her anlayıştan Türkiye sevdalılarını,
liyakatli ve basiretli insanlarımızı, mücadelemize davet ediyorum!
Tarihimizin, defalarca kez şahitlik ettiği;
“Milletiyle beraber, ilelebet muzaffer” düsturunu,
Bugün, Cumhuriyetimizin, 100’üncü yılında,
yeniden canlandırmaya davet ediyorum!
Millî siyasetin, iradenin ve kadroların,
Türkiye’yi yönetmesi için, taşın altına, sadece ellerimizi değil,
gövdemizi de koymaya davet ediyorum!
Sultan Alparslan’ın yüreğindeki cesaretle,
Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonundaki cesametle,
Türkiye’nin, millî yükselişini, hep beraber,
gerçekleştirmeye davet ediyorum!
Yiğit kardeşlerim, cesur dava arkadaşlarım!
Büyük bir cihangirin dediği gibi:
Ya bir yol bulacağız, ya da bir yol açacağız.
Ya doğru rüzgârı yakalayacağız,
Ya da biz, o rüzgarın ta kendisi olacağız.
Partimizin 6’ncı kuruluş yıl dönümünde, 25 Ekim’de;
Hür ve millî siyaset anlayışımızın, temel taşlarını içeren;
Demokratik Millî Yükseliş Beyannamemizi,
Aziz Türk milletinin, takdirine sunacağız.
İktidar olmak için,
Bu bayrak, rüzgâr bekliyor.
Ve o rüzgâr sizsiniz!
Büyük Türk Milleti’nin, bizlere yüklediği sorumluluğa, hazır olun!
Milletimiz için, milletimizle beraber mücadele etmeye, hazır olun!
“Milletiyle beraber, ilelebet muzaffer!” ruhuyla,
ter dökmeye hazır olun!
Asla unutmayın!
Unvanımız kanımızdır.
Sermayemiz canımızdır.
Yükümüz imanımızdır.
Vatan emrederse duramayız, cenk ederiz.
Şöhret, ad, şan, bize yasak.
Biz, yüzü bağlı gidenleriz.
Yüce Allah, bizi bu kutlu yolda utandırmasın.
Allah bize yar olsun, milletimiz var olsun.
Vatanımız ebed müddet olsun.
Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.

Bakmadan Geçme