Merhum Erbakan'dan Rahmi Koç'a Tarihi 'Soyunma' Uyarısı
Fehmi Çalmuk
Rahmi Koç, 1981 yılında İngiliz yayın kuruluşu BBC'ye 12 Eylül darbesini yorumladığında, “Türkiye demokrasi için büyük bedel ödedi. Bu bedel o kadar ağır oldu ki ülkeyi neredeyse batırdı. Ordunun çok doğru bir zamanda müdahale ettiğini düşünüyorum” diyordu. “Biraz geç kalsalardı durumu düzeltmek son derece zor olacaktı.”
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana var olan aile silsilesinde sermayenin ana kanadından birini oluşturan Koç Ailesi, Türk siyasetini yönlendirmesiyle bilindiği gibi Türk sanayisini de yönlendirmesiyle bilinen, yıllarca ağır sanayi yerine montaj sanayini öne almış bir ailedir. Vehbi Koç'un vefatından sonra Koç Holding'in başına geçen, sonrasında da yönetimi çocuklarına bırakan Onursal Başkan Rahmi Koç, bir röportajında kendisini, “Sabırsızım çünkü zamanın benim için büyük kıymeti var. Lüzumsuz, manasız, sebepsiz vakit geçirmeye hiç tahammülüm yoktur” diye anlatmaktaydı. Henry Ford, Peter von Siemens ve David Rockefeller'ın idolü olduğunu belirten Rahmi Koç, aynı röportajda, “Bu olağanüstü kişiler insanların hayatını kolaylaştırmışlar ve barış için çalışmışlardır” demekteydi. Kendisini iş hayatındaki lider olarak tanımlayan Rahmi Koç, röportajın en önemli bölümünde de şunu söylüyor: “Çalışanlarımızın Koç ismine halel getirmelerini, çalıştıkları şirkete kâr yerine zarar vermelerini, onu suistimal etmelerini ne kabul eder ne de affederim.”
Şimdi medyaya özür dilediğine ilişkin haberler çıksa da Rahmi Koç'un İzmir'de Amerikan Hastanesi'nin açılışında Kürt kadını üzerinden yaptığı konuşma, öylesine gelişigüzel, sıradan bir fıkra değil. Hatta yanı başında duran bir kadın yöneticinin yanında, “Benim geçmişim Kürt” diyen Türkiye Cumhuriyeti'nin eski Başbakanı Binali Yıldırım'ın yanı başında bu fıkrayı anlatıyor.
Tam da terörsüz Türkiye'nin belli bir aşamaya gelip çözüme doğru doludizgin gidildiği bir dönemde... Rahmi Koç'un aklına her geleni söyleyen biri olmadığını, onu takip eden herkes bilir. Peki, durup dururken bir hastane açılışında Rahmi Koç bu fıkrayı neden anlattı?
Hâşâ, şeytanın avukatlığını yapacak değiliz; ancak görünen köy de kılavuz istemez. Rahmi Koç’un şaka ile karışık bu sözleri, nedense benim aklıma İsmet Paşa'nın, “Büyük devletlerle yatağa girmek, ayı ile yatağa girmeye benzer” sözünü hatırlattı. Ki anlattığı fıkrada “perdenin arkasına geç, soyun” talimatı, bir sorunun çözümü için yapılacak teşhisin ortaya çıkmasıyla eşdeğer bir konu. Yani bir sorun, bir rahatsızlık, bir hastalık var ki doktora gidiliyor; doktor da tedaviden önce teşhis koyabilmek amacıyla hastayı muayene etmek istiyor. Bu manadan birçok tezgah çıkarılabilir. Yalnız Rahmi Koç açık açık, Türkiye kamuoyunun gözlerinin içine baka baka, Kürt halkını hedef ala ala, teşhis için hastanın soyunmasını öneren doktora yapılan ahlaksız teklifi gündeme getiriyor. Kamuoyu ayağa kalktı; tepkiler, açıklamalar, yanlış anlaşıldığı kabilinden bir özür açıklaması...
Yalnız bu mesaj; Binali Yıldırım'a ve onun temsil ettiği partisine kadar, terörsüz Türkiye sürecini götürenlere de Amerika'nın Irak'ta ve Suriye'de ortada bıraktığı Kürtlere de Türkiye'deki DEM’lilere de İmralı'daki Öcalan'a, hatta Fenerbahçe Kongresi'nde aday olan Liceli Aziz Yıldırım'a kadar geniş bir alanda yaptığı bir dokundurmadır. Hani ünlü bir sosyal medya paylaşımı vardır ya; psikoloğa giden bir erkek, durumunu soran arkadaşına, “Doktor, incinmişsin dedi” diye konuşur ya, Rahmi Koç da tam bu anlamda, terörsüz Türkiye çözümü noktasında çözümden yana olan Kürtleri bu şekilde yorumluyor.
Kameraların çektiğini, o sırada gazetecilerin bulunduğunu bilmiyor mu? Rahmi Koç gibi bırakın cümleyi, bırakın kelimeyi, harfleri bile ağırlıklarına göre kullanma kabiliyetine sahip, küresel sermayeyi temsil eden bir iş adamının, “bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü” kabilinden anlattığı fıkra, tespitin yanında bir de uyarıyı amaçlamaktadır. Sonucu söylüyor; bunu söylerken kahkaha ile karışık, egemen küresel sermayenin çizdiği koordinatlardan dışarı çıkıldığında, durdukları yerde son halin yorumunu bu şekilde yapıyor. Elbette bu sözler üzerine topa girenler, eleştiriler, bağıranlar, çağıranlar, boykot çağrısı yapanlar, sözün ne anlama geldiğini, neyi hedeflediğini, neyi amaçladığını daha kavramış değiller. “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” kabilinden söylenen bu fıkra, önümüzdeki günlerde yaşanacak olayların gidişatını da yakından etkileyecek.
Ha, bu arada unutmayayım; Rahmi Koç'un “soyunma” esprisinde bende şöyle bir anı var:
(Cennetmekan Erbakan hoca ile Koç ailesinin bir hayli mücadelesi var. Vehbi Koç ile ile iyi tanışırlardı. Erbakan Hoca islami siyasi harekete başlamasıyla birlikte ailenin düşman listesinin başına oturdu. Dast is Erbakan-2 kitabında bunları uzun uzun anlatmıştım.)
Erbakan Hoca başbakanken, Rahmi Koç ziyarete geliyor, bir görüşme gerçekleşiyor. Rahmi Koç, REFAHYOL hükümetinden önceki ANAYOL hükümetinde Başbakan Mesut Yılmaz'ın söz verdiği bir ihale konusunda Erbakan'a hatırlatma yapıyor ve bu ihaleyi istediğini belirtiyor.
Kul hakkı, Beyt-ül Mal, Türkiye'nin sanayileşmesi, Siyonizm üzerine bir müddet konuştuktan sonra taşı gediğine koyuyor.
Anlatılar üzerine benim teyit ettirdiğime göre: Erbakan Hoca, o mütebessim edasıyla, Rahmi Bey'in ısrarının sürmesi karşısında şunu söylüyor:
“Rahmi Bey, nerede soyunduysanız orada giyinin...”
(Erbakan Hoca iktidardan iner inmez darbe hükümeti elbette ihaleyi söz verdikleri gibi Koç ailesine veriyor)