Fehmi Çalmuk

Koç'un Anadol Otomobili Demirel Erbakan'ı Nasıl Buluşturdu ?

Fehmi Çalmuk

Odatv.com'da  Merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in vefat yıl dönümünde, Türkiye’nin sanayileşme öyküsünün en heyecan verici ve en az bilinen sayfalarından biri yeniden aralandığı bir haber okudum. Koç ailesinin ürettiği ilk yerli otamabil Anadol'un hikayesini. Ancak merhum Demirel ‘in hayalinde görev alan bir isim daha vardı. İstanbul Teknik Üniversite’den okul arkadaşı… Hatta TOB'a almamak için direndiği, sonrada görevden almak için uğraştığı bir isim. Prof. Der Necmettin Erbakan… Koç'un Anadol Otomobili Demirel Erbakan'ı Nasıl Buluşturdu ? Dast İst Erbakan-2 kitabında konuyu etraflıca işlemiştim. İşte size; Türkiye’nin ilk seri üretim yerli otomobili Anadol ve bu projenin göbeğindeki ezber bozan ilişkiler ağı.

İstanbul Teknik Üniversitesi’nden okul arkadaşı olan Süleyman Demirel ve Prof. Dr. Necmettin Erbakan, siyasi arenada hep iki farklı kutup olarak hatırlandı. Öyle ki Demirel, Erbakan’ı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) başkanlığından adeta fırtınalı bir süreçle uzaklaştırmıştı. Ancak tarihin cilvesine bakın ki, bu kararın mürekkebi bile kurumadan, her iki ismin yolları Türkiye’nin ilk yerli otomobilinin doğuşunda, üstelik çok sarsıcı detaylarla yeniden kesişti.

Koç'un Anadol Otomobili Demirel Erbakan'ı Nasıl Buluşturdu ?TOBB Koridorlarında Sabancı, Koç ve Kamhi İttifakı

Erbakan’ı TOBB Sanayi Odası Başkanlığına ve ardından genel sekreterliğe taşımak isteyenler aslında Adalet Partisi içindeki milliyetçi-muhafazakar kanattı. Özellikle Adalet Partisi içindeki arkadaşları onu bu göreve getirmek için büyük çaba sarf etti. Ancak Başbakan Süleyman Demirel ve dönemin Sanayi Bakanı Mehmet Turgut bu yükselişe set çekmek istiyordu. "Koca Reis" lakaplı efsane siyasetçi Sadettin Bilgiç, anılarında o günlerdeki büyük sermaye-siyaset dengesini ve Erbakan'ın arkasındaki isimleri şöyle anlatır:

"Genel Kurul yapıldı. Sırrı Enver Batur başkanlığında oda yönetimi oluştu. Sakıp Sabancı, Sıtkı Çiftçi, Enver Ak, Ali Altınordu, Kazım Coşkun, Yusuf Tanık, Nedim Karahalil ve İsmet Aktop Yönetim Kurulu’na seçildiler. Aralarında yaptıkları görev bölümünde de Sakıp Sabancı Başkanvekili seçildi. Sakıp Sabancı görev bölümü yapılıncaya kadar iki gün süreyle gece gündüz bizimle birlikte Adalet Partisi Genel Merkezi’nde beklemişti. Öğle yemeklerinin parasını Sakıp Ağa değil biz veriyorduk. Necmettin Erbakan o tarihte Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanıydı. Erbakan’ın genel sekreterliğe getirilmesini 1 Kasım 1966’da Yönetim Kurulu üyeleri ile teker teker konuşarak sağladım. Demirel ve Mehmet Turgut, Hoca’nın genel sekreter olmasına karşı idiler ama, ısrarlı olmadılar. Yönetim Kurulu Hoca’nın Genel Sekreterliğe getirilmesini karara bağladı."

Erbakan’a destek veren tek isim Sakıp Sabancı ve Adalet Partisi içindeki dostları değildi. Ünlü Musevi iş adamı Jak Kamhi de İstanbul Sanayi Odası temsilcisiyken Erbakan’la montaj sanayi ve yerli üretim üzerine omuz omuza çalıştıklarını belirterek sürece nasıl müdahil olduğunu şöyle anlatır:

"Erbakan’ı İstanbul Sanayi Odası temsilcisi olarak görev yaptığım dönemde yani daha 1960’ta tanımıştım. TOBB’a genel sekreterlik için başvurduğunda, İstanbul Sanayi Odası’ndan görüş istendi. O dönem TOBB’un Başkanı olan Sırrı Enver Batur ilk patronum Cahit Gündoğdu’nun akrabasıydı ve benim yıllardan beri tanıdığım bir isimdi, bu yakınlığa güvenerek kendisini aradım ve Erbakan’ı methettim. TOBB’daki genel sekreterlik sürecinde çıkan ihtilaflardan dolayı Erbakan’ı birkaç kere görevden almaya uğraştılar, ben arada gene müdahale ettim ve görevinde kalmasını önerdim."

Koç'un Anadol Otomobili Demirel Erbakan'ı Nasıl Buluşturdu ?"Biz Otomobil Üretimine Necmettin Bey Yüzünden Başladık"

Erbakan’ın yeğeni, eski Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Müsteşarı Mehmet Sabri Erbakan’ın aktardığı bir uçak yolculuğu anısı ise otomotiv tarihindeki en büyük ezberlerden birini bozuyor. 1988 yılında Vehbi Koç ile yan yana seyahat eden Mehmet Sabri Erbakan, iş insanından şu çarpıcı sözleri dinler:

"Biliyor musunuz, biz otomobil üretimine Necmettin Bey yüzünden başladık. Bendenize devamlı 'Neden otomobil, neden motor üretmiyorsunuz?' diye sorardı. Bir gün yine öyle deyince 'Peki nasıl yapacağız?' dedim. 'Bu konuda çok becerikli birini size önereyim' dedi. Erbakan’ın önerdiği isim Bernar Naum’du."

Bu iddia, Bernar Nahum’un Koç Grubu’na 1943-1944 yıllarında (Burla Biraderler'den transfer edilerek) girdiği düşünüldüğünde kronolojik bir tartışma yaratsa da, Erbakan’ın sanayileşme vizyonunun Koç ailesi üzerinde bıraktığı derin izi göstermesi açısından oldukça dramatiktir.

Bernar Nahum Tartışması: Hahambaşı mı, Orta Halli Bir Esnaf mı?

Koç Grubu’nun arkasındaki "gizli kahraman" olarak bilinen Bernar Nahum, ampulden çamaşır makinesine, buzdolabından Anadol’a kadar birçok zorlu sektöre girilmesinde uluslararası bağlantılarıyla başroldeydi. Ancak Nahum ismi, muhafazakar kesimde hep bir hedef tahtası oldu.Koç'un Anadol Otomobili Demirel Erbakan'ı Nasıl Buluşturdu ?

Türkiye’den motor üretimini engellediği ve "Türkiye otomobil değil, şeftali bahçesi kurmalı" tezini savunduğu iddia edilen Nahum hakkında en büyük şehir efsanesi ise soyadı üzerinden üretildi. Onun, Türkiye’yi Lozan’da temsil eden ünlü Hahambaşı Haim Nahum’un torunu veya yeğeni olduğu ileri sürüldü. Ancak ünlü tarihçi Murat Bardakçı bu iddiaları sert bir dille reddeder:

"Vehbi Koç ile ortağı Bernar Nahum’un Hahambaşı Haim Nahum ile hiçbir alâkaları yoktur. Vehbi Bey’in kimin oğlu olduğu zaten belli: Ankaralı Koçzade Hacı Mustafa Efendi’nin oğlu, Bernar Nahum ise Haliç taraflarının sâkinlerinden ve İstanbul’un Musevî cemaatinden orta halli bir esnafın çocuğudur. Soyadı benzerliğinden bile bu kadar palavra atıp ortalıkta 'üstad' diye dolaşmak varken işin doğrusunu öğrenmek için araştırmaya ne gerek var"

İronik olan şudur ki; Erbakan ilerleyen yıllarda "Sanayi Davamız" konferanslarında isim vermeden Bernar Nahum’un "şeftali" tezini sertçe eleştirirken, 1966 yılında bu iki isim aynı masada yan yana oturacaktı.

 

Koç'un Anadol Otomobili Demirel Erbakan'ı Nasıl Buluşturdu ?Yıldızlar Geçidi Gibi Bir Jüri ve Nikah Şahitliğine Uzanan Dostluk

Ford kamyonlarının montajıyla başlayan Otosan, sac kalıp maliyetlerini düşürmek için İngiliz Reliant firmasından "fiberglas" (cam elyafı) teknolojisini alarak Anadol’un prototipini 18 Ocak 1966’da çetin kış şartlarında Türkiye’ye getirdi. Geriye tek bir şey kalmıştı: Bu yerli arabaya halkın isim koyması.

Gazetelere "İsmi ne olsun?" ilanları verildi ve ismi bulana tam 10.000 TL (o dönem için bir servet) mükafat vaat edildi. Otosan’a tam 150 bin mektup yağdı, tasnif sonunda 18 bin 660 değişik isim alternatifi ortaya çıktı. Bu devasa listeyi incelemek için kurulan jüri ise tam anlamıyla bir "Yıldızlar Geçidi"ydi:

Ord. Prof. Bedri Karafakioğlu (İTÜ Rektörü)

Prof. Memduh Yaşa (Ünlü İktisatçı)

Burhan Felek (İstanbul Gazeteciler Cemiyeti Başkanı)

Cevat Fehmi Başkut (Ünlü Gazeteci ve Muharrir)

Prof. Dr. Necmettin Erbakan (TOBB Sanayi Dairesi Başkanı)

Jüri, büyük bir kitap haline gelen liste üzerinde günlerce titizlikle çalıştı. "Anadolu" ve "Anadol" isimleri birinci kabul edildi. Koç Holding, küresel piyasada telaffuz kolaylığı ve kısalığı nedeniyle "ANADOL" markasında karar kılındığını 8 Ekim 1966'daki ilanla duyurdu. Yarışmayı kazanan Hereke’den müzik öğretmeni Kemal Çuhalılar ile İslahiye’den Rıza Tansel 10’ar bin liralık ödüllerini aldılar.Koç'un Anadol Otomobili Demirel Erbakan'ı Nasıl Buluşturdu ?

Bu jüride dikkat çeken en insani ve özel detay ise İTÜ Rektörü Ord. Prof. Bedri Karafakioğlu ile Necmettin Erbakan arasındaki yakınlıktı. Anadol jürisinde yan yana ter döken ve Türkiye'nin ilk yerli arabasına isim seçen bu iki bilim insanının dostluğu o kadar derindi ki; bu jüri çalışmasından tam bir yıl sonra, 1967 yılında Necmettin Erbakan evlenirken nikah masasında şahidi olarak yine Ord. Prof. Bedri Karafakioğlu yer alacaktı.Koç'un Anadol Otomobili Demirel Erbakan'ı Nasıl Buluşturdu ?

İmamın Arabası

Türkiye’nin şartlarına göre üretilen Anadol, banttan indiği andan itibaren toplamda 93 bin 188 adet satılarak büyük bir başarıya imza attı. Ancak projenin finalindeki en hoş detay, üretilen ilk Anadol’un hatırasındaydı: Türkiye’nin bu ilk yerli göz ağrısı, sembolik bir jestle ünlü din alimi ve cami imamı Ali Fikri Yavuz’a hediye edilmişti.

Demirel’in bürokrasiden ve TOBB'dan dışlamaya çalıştığı Erbakan’ın; Sabancıların, Kamhilerin desteğiyle TOBB Genel Sekreterliği'ne yürürken, aynı günlerde Koç ailesinin yerli sanayi hamlesine isim babalığı yapan jüride başköşede oturması ve o jüriden bir nikah şahidi çıkarması, Türk siyasi ve iktisadi tarihinin en ironik, en az bilinen ve en düşündürücü sayfalarından biri olarak tarihe kalmıştır.

Anadol Yalnızca Bir Otomobil Değil, Kurulacak Yeni Partinin İsmiydi!Koç'un Anadol Otomobili Demirel Erbakan'ı Nasıl Buluşturdu ?

"Anadolu" ismi yalnızca yollara çıkacak cam elyafından bir yerli otomobil ile sınırlı değildi. Prof. Dr. Necmettin Erbakan, bizzat isim jüriliğini yaptığı ve finale taşıdığı "Anadol" markasını, aslında Türk siyaset sahnesine sürmeye hazırlandığı yeni partisinin ismi olarak zihninde şekillendiriyordu: Anadolu Partisi!

Bu müthiş iddiayı ilk kez yüksek sesle dile getiren isim, Milliyetçi Hareket Partisi'nin merhum lideri Alparslan Türkeş’ten başkası değildi.

Alparslan Türkeş’in Abdi İpekçi Röportajı: "Finansör Hacı Ali Demirel’di"

1969 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi’ye çok konuşulacak bir röportaj veren Alparslan Türkeş, Erbakan’ın gizli siyasi hamlesini şu çarpıcı sözlerle deşifre ediyordu:

"Geçen sene de yine sayın Erbakan bir Anadolu Partisi kurma teşebbüsünde kendisini finanse eden ve kendisiyle birlikte hareket eden Hacı Ali Demirel’di. Hacı Ali Demirel’le bu işe girişmişlerdi. Takdir buyurursunuz ki Hacı Ali Demirel’in sayın Süleyman Demirel’in haberi olmaksızın bir şey yapması düşünülemez. Hatta Süleyman Demirel’in Genel Başkan bulunduğu bir partiye rakip olacak bir partiyi samimiyetle kurmak, geliştirmek isteyeceği de düşünülemez."

Süleyman Arif Emre’nin Hatıraları Türkeş’i Doğruluyor

Türkeş’in bu sarsıcı iddiaları, Milli Görüş hareketinin duayen isimlerinden Süleyman Arif Emre’nin anılarında dile getirdiği bir diyalogla da örtüşüyordu. Erbakan hoca, o günlerde kendisine yöneltilen yeni oluşum sorularına karşı ketum davranıyor ve şu gizemli cevabı veriyordu:

"Benim de bu yönde bazı çalışmalarım var; henüz bir neticeye ulaşmış değilim, ama müspet bir noktaya gelirsem sizi haberdar ederim."

İşte Erbakan'ın yakın arkadaşlarına bile tam olarak açmadığı bu "müspet çalışmaların" mahiyetini ve haritasını, Alparslan Türkeş 5 Kasım 1969 tarihli Milliyet röportajında açıkça ortaya koyuyordu.

"Milliyetçi Cepheyi Parçalama Taktiği"

Röportajda Abdi İpekçi'nin ısrarlı soruları karşısında Erbakan’ın bağımsız adaylık sürecini de yakından takip ettiklerini belirten Türkeş, Hacı Ali Demirel ile Erbakan arasındaki mali ve stratejik bağı şu sözlerle iddia etmeye devam ediyordu:

“Bu son durumda da sayın Erbakan’ın bağımsız aday oluşu ve diğer arkadaşlarını her tarafta bağımsız aday olarak ortaya sürmeleri olayında da Hacı Ali Demirel’le sıkı irtibat halinde bulundukları tespit olunmuştur. Hacı Ali Demirel’in müessesesinde son aylarda öğretmenlik hizmetlerini, görevlerini yapmadığı halde milletvekili seçildikten sonra da Hacı Ali Demirel’in yanına geçeceklerini imzalayıp aldığını da tespit etmiş bulunuyoruz.”

Abdi İpekçi: – Tevsik edebilir misiniz bunları efendim?

Türkeş: – Elimizde vesika yok. Fakat kuvvetli yerlerden bize bunu arkadaşlarımız bildirmişlerdir. Bu da gösteriyor ki, Erbakan hareket ederken Hacı Ali Demirel’le irtibatı hiçbir zaman kesilmemiştir, kopmamıştır. Biz bu davranışta milliyetçi cepheyi mukaddesatçılık görüşüyle parçalama, vurma taktiği gördük."

Yazarın Diğer Yazıları