Demine, Devranına 'Hû' Derken Bürokratik Zelzele Geliyor
Fehmi Çalmuk
Türkiye bugünlerde farklı bir makama geçti. Elbette Ramazan’ın bereketi de var üzerinde... Öyleyse biz de usulünce başlayalım: Demine, devranına “Hû” diyelim, Hû!..
Tasavvufta nefs-i mülhime mertebesindeki bir dervişin zikri “Hû”dur. Seyri “billah”, âlemi “ervâh”, hâli “aşk”, mahalli “ruh”, vâridi “hakîkat”, şâhidi ise “tevhîd-i zât”tır. Büyük imam Gazzâlî; “Lâ ilâhe illallah” demenin avamın tevhidi, “Lâ ilâhe illâ hû” demenin ise havassın (seçkinlerin) tevhidi olduğunu söyler.
Yaşananları, olup bitenleri görüyoruz... Yalnızca Kâbe’de hacılar değil, Türkiye’de hocalar değil; yer gök iniler gibi “Hû” diyor.
“Aziz Millet” Olmaktan Çıktık mı?
Türkiye’nin üzerine karabulutlar gibi çökmeye çalışan o günlerde, Yeşilçam’ın “Arap Bacı” tiplemesi gibi birileri ortaya çıkıp ne diyordu: “Dindarlık herkesin kaçtığı bir noktaya geldi. Takkeli takkesiz bir sürü şarlatan konuşmaya başladı; hangisine inanacak insanlar? Bu yalanlar yüzünden millet Müslümanlığı bıraktı, namazı terk ediyor. Erdem de kayboldu, etik değerler de... Bu toplum ‘aziz millet’ olmaktan çıktı.”
“Kâbe’de Hacılar Hû Der Allah” ilahisinin bir dip dalga olup dünyanın zikrine nakış gibi işlenmesi, bu sözleri sarf edenlere en büyük “kapak” olsun. Madem kapak olma sırasını açtık, devam edelim...
Tam bu tartışmaların alevlendiği dönemde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in okullara gönderdiği Ramazan genelgesi, Türkiye’deki o malum iklim krizine inat, manevi bir bahar başlattı. “Bu millet aziz olmaktan çıktı” diyenlere inat, toplum kendi aslına, manevi iklimine kaydı.
CHP’nin “Epilepsi Krizi” ve İnanç Sosyolojisi
CHP’nin, adeta bir epilepsi krizi gibi yine inanç değerleri üzerinden laiklik sopasını siyasal iktidara vurmaya çalışırken ayağının altındaki toprağın kaydığını görüyoruz. Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurmaya çalıştığı “inançlara saygılı CHP” imajını darmadağın ettiklerinin farkındalar mı?
Eskiler der ya; “Alışmamış kalçada don durmaz.” CHP’de de durmadı.
Bu toplumun mayasında inanç var. Kimi zaman alevli, kimi zaman için için yanan bir köz hali... Anadolu’nun İslam anlayışını hâlâ anlamayan selefilerin ve anlamamaya inat eden çevrelerin ıskaladığı bir gerçek var: Bu toplumun süzerek nesilden nesile aktardığı din, “Allah sevgisi” üzerine bina edilir, korkusu üzerine değil. Bu yüzden 7’den 70’e, başı açıktan kapalıya, Anadolu topraklarından Times Meydanı’na kadar mayalanan bir ilahi dalga dalga yayılıyor. Müslüman Türk’ün ruh köküne bakmayana, ona şaşı ve kör bakana yazıklar olsun!
Makam Aracı Cami Önünde, Külliye’de Kur’an Sadası
Elbette bu manevi iklim, en başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı mutlu ediyor. İçişleri Bakanlığı’nın başına hafız bir valiyi getirmek hangi iradenin beyanıdır? “Dindar bir nesil yetiştireceğiz” sözünü rüzgârda savrulan bir siyasetçi beyanı sananlara inat, bu toplum dindarlığı ve kendine ait olanı hiç bırakmadı.
Rahmetli Süleyman Demirel, laikçi çevrelerin çırpınışlarına inat makam aracını Çankaya Camii’nin önüne çektirip cuma namazına giderken; merhum Erbakan Hocam Başbakan Yardımcısı iken hacca giden ilk devlet adamı olurken; merhum Özal Külliye’de hafızlara Kur’an okuturken; Başbakanlık makamında bakanları cemaat yapıp imamete geçen bir Erdoğan var iken bu millet “aziz” olmaktan çıkar mı?
Kadayıfın Üstü Kızarıyor: Bürokratik Zelzele Kapıda
Ne yapsalar boş... Herkes sadece Erdoğan’a değil; insanlığı siyonizmin pençesinden kurtarıp Nizam-ı Alem ülküsüne sarılan Türkiye’ye çalışıyor aslında. İklim manevi bir havaya bürününce, oluşan rüzgârla değirmenini döndürecek olan yine Erdoğan olacak.
Hani Erbakan Hocam 1980 öncesi elinde bir tepsi kadayıfla, kendisine kin tutanların gözünün içine bakarak, “Kadayıfın altı kızardı, üstünün kızarmasını bekliyoruz” diyordu ya; şimdi de öyle. Erdoğan altını kızarttığı kadayıfın üstünün kızarmasını bekliyor. Ne mi yapacak? Adım adım geliyor...
Bakanlar Kurulu’ndan bakan yardımcılarına, onlarca il başkanından genel müdürlere kadar bürokratik bir “zelzele” yaşanacak. Erdoğan, kendisine ve Türkiye’ye takoz olanı bir kenara koyacak. Gecikmiş olsa bile yapacak!
Son Söz: Rabbim’i Hesaba Katmayanlar Yanılır
Ramazan ayında oluşan bu manevi atmosferden yelkenlerini şişirmeyen, “Vira Bismillah” demeyen kaptan olur mu? Bütün bunları bir korku filmi gibi izleyenlere söylemek isterim ki; bu milletin devreleriyle çok oynamayacaktınız.
Siz bu milleti ezdik, bitirdik, uyuşturucuya ve sanal kumara alıştırdık, “aziz olmaktan” çıkardık sanırsınız ama Rabbim’in hesabını hesaba katmazsınız. Bilmez misiniz; bu millet asker millettir. Namazını da erkânını da asker gibi vakur yapar.
Demine, devranına Hû diyelim... Evvel Allah, Hûûû!..