Medyada CIA Operasyonu: Tamer Korkmaz Satılmış Kalemleri Deşifre Etti!
Gazeteci-Yazar Tamer Korkmaz, Yeni Ankara'daki son makalesinde medya dünyasını sarsacak bir 'etki ajanlığı' dosyasını araladı. Alman gazeteci Udo Ulfkotte'nin itiraflarından yola çıkan Korkmaz, Türkiye'deki 'iliştirilmiş' kalemlerin ve ekran yüzlerinin nasıl bir 'Kriptolojik Kurgu' içerisinde hareket ettiğini çarpıcı detaylarla aktardı.
Haberin Özeti
- • Gazeteci Tamer Korkmaz, "Satılmış Jurnalciler" yazısında, Alman Udo Ulfkotte'nin itiraflarıyla medyada CIA'in "etki ajanlığı" operasyonunu deşifre etti.
- • Korkmaz, eski Bild yayın yönetmeni Kai Diekmann ile Ertuğrul Ö. arasındaki "manşet ortaklığını"
Medya dünyasının duayen isimlerinden Tamer Korkmaz, "Satılmış Jurnalciler" başlıklı yazısıyla, uluslararası istihbarat servislerinin medya üzerindeki karanlık elini ve bu şebekeye bağlı çalışan "yerli" aparatları masaya yatırdı. Korkmaz, küresel güçlerin medya üzerinden yürüttüğü "Kontrollü Gerilim Stratejisi"nin nasıl işlediğini deşifre etti.
Ulfkotte’nin İtirafları: "CIA Hesabına Çalışan Gazeteciler"
Haberin odak noktasında, 2017 yılında şüpheli bir kalp kriziyle hayatını kaybeden Alman gazeteci Udo Ulfkotte’nin "Satılmış Gazeteciler" (Gekaufte Journalisten) kitabı yer alıyor. Korkmaz, Ulfkotte’nin "CIA ve BND için çalışan 100’den fazla gazeteciyi ismen biliyorum" şeklindeki tarihi itirafını hatırlatarak, bu isimlerin NATO ve ABD tarafından "özel olarak seçildiğini" vurguladı.
"Sıfır Sıfır Yedi" ve Kai Diekmann Bağlantısı
Korkmaz, yazısında dikkat çekici bir "arkadaşlık" ilişkisine de neşter vuruyor: Bild gazetesinin eski yayın yönetmeni Kai Diekmann ve Türkiye medyasının yakından tanıdığı Ertuğrul Ö. arasındaki yakınlık. Diekmann’ın, Rockefeller ve CIA ile iltisaklı "Atlantik Brücke" derneğindeki yöneticilik geçmişine dikkat çeken Korkmaz, bu isimlerin ABD-İsrail menfaatleri doğrultusunda nasıl "manşet ortaklığı" yaptıklarını gözler önüne serdi.
Türkiye Medyası İçin "Okyanus Ötesi" Tuzağı
Ulfkotte’nin kitabından Türk gazetecilere dair çarpıcı bölümleri de aktaran Tamer Korkmaz, şu tehlikeye işaret etti:
"Okyanus ötesi organizasyonlara davet edilen Türk gazeteciler, buralarda bir nevi beyin yıkamaya maruz kalarak kendi devletlerinin çıkarları yerine ABD’nin menfaatlerini savunur hale getiriliyor. Bu isimlerin zamanla medya organlarında yönetici pozisyonlarına yükseltilmesi ise sistemin bir parçası."
Ekranlardaki "Kayıkçı Kavgası": Durun, Siz Kardeşsiniz!
Tamer Korkmaz’ın analizindeki en çarpıcı bölüm ise Türkiye’deki medya düzenine dair yaptığı "Kriptolojik Kurgu" tespiti oldu. Korkmaz’a göre; ekranlarda birbirleriyle kavga ediyormuş gibi görünen "yandaş" ve "yoldaş" medyadaki bazı isimler, aslında aynı "merkezi karargâha" bağlı:
Dönerli Sistem: Aynı isimlerin belli sürelerle farklı mahallelerde "istihdam" edilmesi.
Maskeli Balo: Bir gün "muhafazakâr" görünen bir yüzün, ertesi gün "muhalif" maskesiyle sahne alması.
İpotekli Görüşler: Gerçekleri perdelemek adına kurgulanan sahte kutuplaşmalar.
"Bukalemun" Portreler ve Temiz Kağıdı Çabası
Medyadaki "çürütücü" etkiye dikkat çeken Korkmaz, geçmişi defolu isimlerin bugün hiçbir şey olmamış gibi üst perdeden konuşmaya devam etmesini sert bir dille eleştirdi. Nagehan Alçı ve ROK gibi figürlerin halen ekranlarda tutulmasını "bukalemun portrelerin tahkimi" olarak nitelendiren yazar, bu isimlerin aslında birer "kuklacı" tarafından yönetilen figüranlar olduğunu belirtti.
politikadam.com olarak Tamer Korkmaz’ın bu derin analizini, Türk medyasının içindeki "Gladyo aparatlarını" anlamak adına önemli bir kaynak olarak görüyoruz.
Bakmadan Geçme