- Haberler
- Yerel Politik
- Ahmet Türk Barış Güvercini Gibi Konuştu... Sanki PKK Çevre Örgütü
Ahmet Türk Barış Güvercini Gibi Konuştu... Sanki PKK Çevre Örgütü
İstanbul'daki konferansta geçmiş dönem deneyimlerini paylaşan Ahmet Türk, adeta hiçbir illegal yapıya sırtını dayamamış gibi konuşarak 'barış güvercini' rolüne soyundu. 'Kürdistan'da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum ama kimliğim yok' diyerek mağduriyet edebiyatı yapan Türk'ün bu sözleri vicdanları yaraladı. Milletin sinesinden aynı soru yükseliyor: 'O zaman bu kadar şehidi niye verdik? Bu kadar insanı neden katlettiniz?'
İstanbul’da düzenlenen "İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı" kapsamında podyuma çıkan Ahmet Türk, "Demokratik Siyaset ve Toplumun Gücü: Yerelden Demokratik Cumhuriyete" başlıklı oturumda skandal ifadelere imza attı. Geçmişte terör örgütüyle arasına mesafe koyamadığı için defalarca hukukun radarına giren ve görevden alınan Türk’ün, sanki terörle hiçbir bağı yokmuş gibi sergilediği sükunet ve barış elçisi imajı, toplumsal vicdanda derin bir çelişkiye yol açtı.
Türk siyasi tarihinin en kırılgan dönemlerinde devlet aklının net duruşunu özetleyen merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hafızalara kazınan o ünlü sözünde "Parti kapatmak siyasi terbiye modelidir" demişti. Bugün Ahmet Türk’ün geçmiş günahların üzerini "demokrasi" makyajıyla kapatarak konuşması, Demirel'in işaret ettiği o tarihi devlet hafızasını ve haklı sorgulamayı yeniden tetikledi.
Hem "Kürdistan" Dedi Hem Mağduriyet Edebiyatı Yaptı!
Konferanstaki konuşmasında HEP’ten bugüne kapatılan 8 partinin sürecini mağduriyet diliyle aktaran Ahmet Türk, "Biz yaşamımız boyunca bölücü olmadık, birleştirici olmaya çalıştık" iddialarında bulundu. Konuşmasının devamında Türkiye Cumhuriyeti sınırlarını hiçe sayan bir terminoloji kullanan Türk, "Kürdistan’da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum. Ama kimliğim yok. Dilim yok. İşte Kürt sorunu benim. Kürt sorunu buradadır diyorum" diyerek açıkça bölgecilik kokan ifadeler savurdu.
YSK’nın adaylığının önünde bir engel görmediğini belirterek hakkındaki kayyım kararlarından dert yanan Ahmet Türk, mülki amirlerin ve devletin güvenlik gerekçesiyle attığı adımları da hedef aldı.
"Özal: Demirel Gibi Korkak Değilim"
Ahmet Türk’ün konuşmasındaki en çarpıcı noktalardan biri de 1993 yılına ait Şam ve Abdullah Öcalan itirafı oldu. O dönem terör örgütü elebaşı ile görüşmeye gideceklerini açıkça ilan ettiklerini belirten Türk, bu açıklamanın ardından dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ı ziyaret ettiklerini söyledi.
Türk, Özal'ın kendisine, "Gidip gitmemeniz sizin kararınız. Ama giderseniz ona silahla çözüm olmayacağını söyleyin. Ben Süleyman Demirel gibi korkak değilim. Herkes gelecek, dilekçe verecek, zarf kapalı kalacak. 5 yıl içinde suç işlemedikleri takdirde zarflar ortadan kaldırılacak" dediğini iddia ederek merhum Demirel'i hedef alan bu sözleri yıllar sonra yeniden kürsüye taşıdı. Sabırla beklediklerini ve süreci bozan tarafın kendileri olmayacağını ileri süren Türk, üst düzey görüşmeler yapılmasına rağmen bir yol haritası göremediklerini iddia ederek devlete karşı güvensizlik algısı oluşturmaya çalıştı.
"Bu Kader İnsanları Neden Katlettiniz?"
Gencecik öğretmenlerin, kundaktaki bebeklerin, korucuların ve vatan evlatlarının kanını döken hain şebekeyle arasına hiçbir zaman net bir duvar öremeyen Ahmet Türk’ün hiçbir şey olmamış gibi barıştan ve kucaklaşmaktan bahsetmesi, Türk milletinin sinesinde şu can yakıcı soruları çığ gibi büyüttü:
Bu isimler bugün birer barış güvercini gibi kabul edilecekse, biz on binlerce kader şehidini niye verdik?
Geçmişten bugüne bu coğrafyanın kader insanlarını, masum sivil vatandaşları neden katlettiniz? Bu kanı kim döktü, hesabını kim verecek?
Siyaset sahnesinde konjonktüre göre "barış elçisi", Kandil’in rüzgarına göre "örgüt sözcüsü" olanların maskesi devletin ve milletin hafızasında çoktan düşmüştür. Dökülen bunca şehit kanının hesabı vicdanlarda sorulmadan, hiçbir siyasi söylem meşruiyet kazanamayacaktır.